Yüreğin Mucizelerine İnanan Bir Bilge…


https://i2.wp.com/i.imgur.com/lVSCZvv.jpg

Günümüzde en çok kullanılan kavramlardan birisi iletişim sözcüğüdür. Öyle ki, içinde bulunduğumuz çağ, artık bu kavramla ifade ediliyor: iletişim çağı. Gerçekten de, günümüzde insan ilişkilerini anlatan kavramın adı iletişimdir. İletişim; kişiler arasında duygu, düşünce ve bilgi alışverişini sağlayan bir etkileşimdir. Bu nedenle, Mevlana “aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.” der.

Çağımızda, bireysel, ailevi, toplumsal bir çok sorunun kaynağı iletişimsizlik değil midir? Günümüz toplumlarının en büyük hastalığı, sağlıklı iletişimlerin kurulamamasıdır. Sanki dünyada yalnız yaşıyormuşuz gibi, iletişim kanallarımızı tıkadık. İletişimde dinleme kalitesini kaybettik. Sadece konuşmak için fırsat kolluyoruz. Sadece konuşarak iletişimin sağlanacağını düşünüyoruz. Kelimelerde bir emek harcanmadığı için kimse kimseyi dinlemiyor. İnsanlar zamanla en önemli iletişim unsuru olan dinleme yeteneğini köreltmekte veya kaybetmektedir.

İnsanlarla iletişim kurmayı bilmek, iletişim tekniğini ve inceliklerini tanımak hayatta başarılı ve mutlu olmayı sağlayan eşsiz bir kozdur.

Sadece başkalarıyla iletişim kurmuyoruz. Kendi kendimizle de sürekli iletişim halindeyiz. Ancak her nedense, iletişimin bu yönünü genelde ihmal ediyoruz. Oysa sahip olduğumuz en önemli güçlerden bir tanesi, işte bu son noktada gizlidir. İçimizde gizli kalmış kaynaklara ve yeteneklere ulaşmamızı sağlayacak olan insanın kendi kendisiyle olan sağlıklı iletişimidir.

Mevlana, şeb-i aruzundan yedi asırdan fazla geçmiş olsa da, eskimeyen eserlerindeki söz ve düşünceleri ile hala çağımızda değişik milletlerden ve dillerden her seviyeden insanla iletişimini sürdürmektedir. Mevlana’nın eserlerinin incelenmesi, ileriki satırlarda görüleceği üzere günümüzde iletişim çerçevesinde ele alınan, bu alandaki eserlerde yeni bilgi ve bulgular olarak işlenen bir çok konuyu, onun yüzyıllarca önce ele aldığını ortaya koymaktadır.

İnsan sözünde gizlidir

Mevlana “İnsan, sözünde gizlidir.” buyurur. Zira, bir insanın bilgi düzeyini, birikim ve kalitesini, kültür ve iç zenginliğini sözleri ele verir.

Dünyanın elektronik bir köy haline geldiği günümüzde, yerinde konuşmak ve kendini iyi ifade edebilmek, en önemli silahlardan biri haline gelmiştir. İkna ve inandırma gücü olan kişi, üstünlük kazanmıştır.

Sözlü iletişim ya da konuşmak, insanlar arasında iletişimi muhabbeti ve anlaşıp kaynaşmayı sağlayan en önemli araçtır. Yani insanlar duygu ve düşüncelerini, arzu ve taleplerini çoğu kez konuşarak ifade ederler. Bir kimsenin kullandığı dil ve üslup onu hayatta başarılı kılabildiği gibi hüsrana da uğratabilir. Onun için Mevlana, ‘dil hem tükenmeyen bir hazine hem de dermanı olmayan bir derttir’ buyurur.

Kendimizle ve dış dünya ile iletişimimizde duygu ve isteklerimizi olumlu sözcüklerle ifade etme, bilinçsiz tüm davranışlarımızın yönlendirildiği yer olan bilinçaltımıza doğru mesajı vermekle kalmaz, kendimizi daha iyi hissetmemizi de sağlar. Kendini iyi ve huzurlu hisseden insanın iletişimi de sağlıklı olacaktır.

Söze, kulak verme yolundan gir

İletişimin ruhu dinlemektir. Dinlemek için kulak vermek gerekir. Dinlemek kolay bir iş değildir. Dinlemeye kendinizi tüm benliğinizle vermelisiniz. Bazen bir şey söylemek istersiniz; dilinizin ucuna kadar gelir. Ama kendinizi tutmalı, “Şu anda dinlemeliyim, elbet konuşma sırası bana da gelecek” demelisiniz. Bu nedenle, Mesneviye bişnev (dinle!) diye başlayan Mevlana“Söz söylemek için önce dinlemek gerektir. Söze, kulak verme yolundan gir.” der.

Mesneviyi şerheden alimler Mevlananın mesajına “bişnev” diye başlamasına özel bir anlam yüklemişlerdir. Onlara göre, bu kulağın gözden daha değerli bir organ olduğunu, zekanın ve anlayışın kaynağı olan işitme duygusundan mahrumiyetin aynı zamanda dilsizliğe de sebep olacağını, böyle bir insan için ise yüksek bir kabiliyet düşünülemeyeceğini ifade etmişlerdir.

Hayalin bakırı altın yapan bir felsefe taşıdır.

Okumak, yazmak, konuşmak ve dinlemek iletişimin dört unsurudur. Hayal etmek ve zihinde canlandırmak bu yöntemlerin ortak anahtarıdır. İletişimin kalitesi ile hayal edebilme becerisi arasında doğru orantı vardır.

Bir çok iletişim ustası ve kitabı hayal gücümüzü doğru ya da yanlış kullanmanın sonuçlarına ilişkin uyarılar ya da öneriler sunar. Bu yeteneğimizin gücünü ve derinliğini bize en iyi Mevlânâ hatırlatmaktadır: “Hayalin, bakırı altın yapan birfelsefe taşıdır ». Bu başarılı iletişim için de özellikle geçerlidir.

Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol

İletişim denilen olgu, doğal olmak ve kendin olmaktır. İnsanlarla kurduğunuz ilişkinin içine yapaylık girerse dostlukları, içtenlik ve insanlık dolu bir hayatı unutun. Bu gerçeği bize Mevlana meşhur “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” sözüyle anlatır. Bu aslında bütüncül iletişimin formülüdür. Başarılı iletişim için görünüş, ses tonu ve söylenenin uyumlu olup birbirini tamamlaması gerekir. Araştırmalara göre, iletişimde %50 beden dili, %38 ses tonu ve %12 de söylenen söz önem taşır.

İnsanlarla bir oldun mu, bir madensin, bir ulu deniz

Hayat sürekli yenilenme ve değişimdir. Evrende, atomların içindeki en küçük kuarklardan en büyük galaksilere, hiç bir şey sabit ve durağan değildir. Hepsinin arasında sünnetullah denilen sonsuz ve en mükemmel bir iletişim ve uyum vardır. Hareket etmeyen bir şeyin ilerlemesi imkânsızdır. Yaşamak hareket etmek, gelişmek demektir. Yaşamak bir başkasıyla iletişim halinde olmaktır, yalnızlık değildir. İletişim güç ve yeteneği her insanda potansiyel olarak olsa da, onun kullanılması ve geliştirilmesi kişinin kendi irade ve çabasına bırakılmıştır.

Mevlana bir şiirinde;
“Kendine gel, benlikten çık, uzak dur
İnsanlara karıl, insanlara,
İnsanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu, bir madensin, bir ulu deniz,
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.”
diyerek bu gerçeği vurgular.

Dostuyla hoş geçinen dostsuz kalmaz

Başarılı iletişim insanlar arasında dostlukla sonuçlanacak köprüler kurarken, başarısız iletişim duvarlar örer ya da var olan köprüleri yıkar.

Mevlana aşağıdaki sözleriyle bu hususu çok güzel ortaya koyar.
“Buluşunca coşmak, çok konuşmak dostluk alâmetidir. Dilin tutulması, konuşmamalar da birbirini sevmemek, anlaşmamak işaretidir.”

“Yalnız başına bir yolda neşeli giden kişinin duyduğu sevinç, dostlarla, arkadaşlarla giderse, yüz misli artar.”
“Dostuyla hoş geçinen dostsuz kalmaz. Müşteriyle iyi an*laşan iflas etmez.”

Öte yandan, Mevlana “İnsanları iyi tanıyın! Her insanı kötü bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin.” derken insanları, sosyal hayatta ve iletişimde çok sık raslanan bir hataya karşı uyarır.

Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı

Mevlana zaman zaman sıkıntılarına, zorluklarına rağmen insanlara katlanmanın gerekliliği ve bunun insanın bireysel gelişim ve olgunlaşmasındaki katkısı konusunda, diken ve gül temsilini kullanarak gülün ağzından etkileyici bir biçimde anlatır:

“Ay geceden ürkmediği için böyle parlak kaldı. Gül de di*kenle uyuştuğu için bu kokuyu elde etti.

”Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı. Bu gerçeği gülden de işit. Bak, o ne diyor:

-Dikenle beraber bulunduğum, için neden gama düşeyim, neden kendimi kedere sokayım? Ben ki gülmeyi, o kötü huylu dikenin beraberliğine katlandığım için elde ettim. Onun sayesinde dünyaya güzellikler ve hoş kokular sunma imkânına kavuştum.

Yine Mevlana’nın dediği gibi, “ önemli olan gül tabiatlı olabilmektir. Yani bu dünya bahçesinde dikenleri görüp, onlardan incinip dikenleşmek değil, araya kış gibi çileler girse bile onları bahar iklimiyle kucaklayarak, bütün aleme bir gül olabilmektir.”

Derdini dinlemek dertliye verdiğin zekattır

Mevlana gerektiğinde zaman zaman dostlarımızın, arkadaşlarımızın, komşularımızın dertlerini dinlemeyi, adeta zekat vermek gibi görerek onlara yol göstermeye teşvik eder. Adeta günümüzdeki psikolojik terapinin temelini ortaya koyar.

“ Derdine kulak astın, elemlerini dinledin mi, bil ki bu, o dertliye verdiğin bir zekattır.

Gönül hastalarının dertlerini dinler; yüce canın su ve toprak ihtiyacını anlarsan, bu, bir zekattır.

Dertli adamın tereddütle dolu, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun.

Senin bu dinleyişin ona bir nefes yolu oldu mu, gönül yurdun da o acı duman azalır.

Duyguların değişince güçlük çözülür

Bir insanın size söylediği ya da yaptığı bir şey, siz izin vermediğiniz takdirde sizi kızdırıp rahatsız edemez. Sizi kızdırmanın tek yolu, sizin kendi düşünceleriniz yoluyla olur. Örneğin, öfkelendiğiniz zaman dört aşamadan geçersiniz. O insanın size ne dediğini veya ne yaptığını düşünürsünüz. Sinirlenmeye karar verir ve öfkelenmeye başlarsınız. Sonra da harekete geçmeye karar verirsiniz. Belki ona karşılık verir veya benzer bir şey yaparsınız. Gördüğünüz gibi, düşünce, duygu, tepki ve eylemin hepsi sizin zihninizde yer almaktadır. Onun için Rumî, “ sabırlı ol, duyguların değişince güçlük çözülür, onları görürsün” der.

Dolayısıyla, bir kişi ya da bir olay yüzünden üzüldüğünüz, sinirlendiğiniz, öfkeye kapıldığınız zaman o kişi, ya da olaya değil, onlara karşı olan duygularınıza tepki gösterdiğinizi farkedin. Bunlar sizin duygularınızdır ve bunda başka kimsenin kabahati, suçu yoktur. Bunu böyle kavradığınız takdirde, duygularınızın sorumluluğunu üstlenmeye ve onları değiştirmeye hazırsınız, demektir. Bu ise sağlıklı iletişimin önündeki en büyük engel olan öfkenin kontrolünü sağlar. Bakın Mevlana nasıl dua ederdi:“Allahım, ben baştan aşağı öfkeyim, beni sabırdan, yumuşaklıktan ibaret kıl!”

SONUÇ
Mevlânâ; bize hep olgun ve mükemmel insan reçetesini sunar; güzel ahlâk sahibi, dürüst, çalışkan, alçak gönüllü, hoşgörülü, kısaca örnek insan olmanın yollarını anlatır. Özellikle Mesnevî’nin; kendisiyle, yaratıcısıyla ve dış dünyadaki bütün varlıklarla barışık, huzurlu ve mutlu insan olmanın tarifi üzerine kurulduğu açıkça görülür.

Bundan dolayı başta Mesnevi’si olmak üzere, eserlerini her kesimden, her meslek grubundan, her yaştan insanın okuyup incelemesi, mutlak olarak kendisinin, bilim dünyasının ve dolayısıyla da insanlığın faydasına olacaktır.

Görüldüğü üzere, Mevlana yaklaşık 8 asır önce, bilim dallarının bugünkü gibi çeşitlenmediği, iletişim konusunun bu kadar yoğun ve derinlemesine ele alınmadığı bir dönemde, günümüzde bu konudaki çalışmalara ışık tutacak tespitlere yer vermiştir. İnsanın değişmeyen psikolojik yapısına hitap eden bu değerli tespit ve bilgilerden günümüz toplumunun iletişim çağında yaşadığı yalnızlık ve iletişimsizlik krizine çözümler üretmekte yararlanmak mümkün ve elzemdir. Bunu biz yapmazsak, batılı araştırmacı ve yazarlar bizden önce davranıp zaten yapmakta, Mevlana’yı yeniden paketleyip bize sunmaktadır.

Hatice Sedef Ergül

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi, >BiR KıSSA BiN HiSSe >, Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s