Nûr-un aLâ Nur_NUR ÜSTÜNE NUR!


Özümde Saklı Kandil 3.Bölüm

NUR ÜSTÜNE NUR! Hakikat Yolcusu mümin, kendi özüne yöneldiğinde ALLAH’ın Nuru; ilmi kuşanarak, rıza halinde sırat-ı müstakime yol bulur. Potansiyel keşfedilmiş, nur yakalanmıştır ama hala istenen mertebe ortada yoktur. Yaşanan tek nurdur, oysa istenen “Nurun Ala Nur-Nur Üstüne Nur” halidir.

Nuru yaşamak suyu bulmaktır. Ancak henüz ırmak olup çağlama, şelale olup coşma, sel olup taşma hali yoktur. İlk bakışta bu hal yeterli sanılır. Oysa değildir.

Ebu Kuhafe’nin oğlu Ebubekir, Muhammed’den önce de putlara tapmamış, ticarette dürüstlükten sapmamış, kimseye zulmetmemişti.

Celaleddin, zahiri ilimleri yutmuş, kürsüleri titretecek çapta derinliğe ermişti. İlmin çeşmesi, şeriat boyutunun en gözde hocası idi Selçuklu Başkenti Konya’da.

Kadı Mahmut, adil ve dirayetli bir devlet adamıydı Osmanlı gözdesi Bursa’da.

Türkmen delikanlısı Yunus, Taptuk Emre’yi tanımazdan önce de temiz ahlaklı idi.

Ebu Kuhafe’nin oğlu, Hz.Muhammed’e teslim olunca Hz.Ebubekir oldu. SIDDIYK-I EKBER gibi yüksek bir makama Onu taşıyan Muhammed’in nuru idi. Ebubekir’deki nur Muhammedî nurla birleşince yaşandı nur üstüne nur!..

Celaleddin, Tebrizli Şems’in gözlerinden fışkıran nura çarpılınca yaşadı bu hali.

Biricik dayanağı vaaz ettiği kitapları idi. Şems hepsini suya attı. ”Yeter artık satırdan konuştuğun, sadırdan (gönülden) konuş ey Celaleddin!” diye kükredi

Şems. Sayfalar suda erirken içi gitti Celaleddin’in. Giden; aslında ayak bağları, gönül prangaları idi.Eriyen; sayfalar değil, farkında olmadığı, Alim unvanı ile perdeli benliğiydi Hoca Efendinin. Nur üstüne nur olarak Şems geldikten sonra ortaya çıktı MESNEVİ-DİVAN-I KEBİR ve yüzlerce beyit RUBAİLER.

Kadı Mahmut, dünyalığa da ilme de doymuştu. Adaleti dillere destandı. Üftade’de fark etti nuru. O nurla birleşmek kolay değildi. Kıymetli şeylerin pahası ağırdı. Kadı Mahmut’un ciğerine nur hançeri sapladı Üftade. Ciğerden geçilince, ciğer olan benlik hakikat pazarında yere serilince nur üstüne nur tecelli etti Kadı Efendide.

Asırlarca nice kadılar, yöneticiler gelip geçti, çoğu unutulurken, hala Üsküdar’daki tepeden nurlar saçar Aziz Mahmud Hüdai!

Çiftçi çocuğu, Yörük delikanlısı Yunus,Taptuk Ocağına dağdan kestiği odunları taşıdı. Odun kestiği yer dağ gibi güçlü nefsiydi. Eğri odun getirmedi hiç; nefsinin yamukluklarını aklî-ilmî-dinî bahanelerle hiç perdelemedi Yunus. Ne ise O oldu.

Nasılsa öyle göründü ve yontula yontula taşıdı kendini dergaha. Dergah mutfağında yanan odun değil, Yunus’un terkibiydi. Kabuk yanıp, kapsül parçalandıktan sonra Yunus füzesi çıktı ortaya. Sevginin, aşkın mekiği Yunus, nur üstüne nur olarak hızla akıyor çağlara.

***

Nur; ilimdir. Nurun ala nur; İlim üzerine Aşktır. İlimde kemale erenlere,gönlü sırlar alemine açık;engin yüreklere bir de aşk lütfedilir. Gönlü açık olana aşkın sırçası sürülür de pırıl pırıl parlar, nurlar saçar aleme. Yakîn haline; Aşkla geçilir.

ALLAH,DİLEDİĞİNİ KENDİ NURUNA YÖNELTİR VE İNSANLARA BİRÇOK MİSALLER VERİR. ALLAH, HER ŞEYİ BİLENDİR.”

“Siz dileyemezsiniz; sadece ve sadece ALLAH diler”(İnsan/Dehr-30) Onun dilemesi dışında yaprak kımıldamaz.Onun iradesi dışında tabiri bile yanlış,iradesinin egemen olmadığı mahal düşünmek zaten muhal! O halde Nurun Ala Nur sırrını yaşatacağı,

özlerindeki projektörlerini fark ettireceği birimleri O seçer ve kendine çeker.

Ayetteki “Kendi nuruna YÖNELTİR” ifadesi önemli. Kendi nurunu verir, kendi nurunu gösterir demedi de yöneltir dedi. Şimdi düşünelim, nedir yöneltilmek?

Ya da Kur’anî kavramı ile nedir HİDAYET?

Özdeki nuru suya benzettik. Su aka aka yolunu bulur değil mi? Su ne zaman yön değiştirir de farklı mecraya akar? Karşısına engel çıktığı zaman! Bentler konduğu zaman, yardan aşağı döküldüğü zaman!..

Gündelik hayatını tek düze yaşayan, halinden memnun görünen, oysa asıl yatağından uzak olan kuluna ALLAH çeşitli engeller, bentler koyar. Çırpınsın, aşmaya çalışsın da güç kazansın ve asıl kulluk görevini icra edeceği hakiki kanala doğru aksın diye! Su böyle yöneltilir verimliliğe. Barajlar konmasa, nehirler enerjiye dönüşür müydü?

O halde nuruna yöneltilmeyi de böyle düşüneceğiz. Kayıplar-Acılar-Sarsıntılar

Depresyonlar-Bunalımlar-Sıkıntılar kişiyi ALLAH Nuruna yöneltir. Yoksa işi tıkırında giden kimse kendini fark etmeyi nasıl düşünebilsin?.. Yeni çareler, yeni açılımlar elde etmeyi nasıl akledebilsin?

Yöneltilmek; dönüştürülmektir. Hidayet; dönüşümdür. Ha yat yoluna çıkan vesileler kişiyi Hakka yöneltir. Bu yönelim bazen bir ölüm, bazen bir hastalık, bazen mal kaybı, bazen de umulmadık anda karşılaşılan bir kişi aracılığı ile olur. Yolunuza çıkan bir ALLAH Dostu,tek kelime konuşmasa bile örnek hali-duruşu ile beyninizde şimşek çaktırır. İşte o an oluşan yıldırım, sarsıntı, zihinsel çarpışma yeni idraklere vesile olur. (Biz bunu geniş biçimde “Bilinç Yarılınca” başlığı altında işlemiştik.)

Hidayet vesilesi; olay yada kişi olabileceği gibi, çözümsüzlük içinde bocaladığınız bir anda rast gele kütüphaneden çektiğiniz bir kitap, geçerken gördüğünüz bir manzara, istem dışı kulak misafiri olduğunuz bir sohbet dahi olabilir. Size sizi, size sizdeki hakikati fark ettiren, sizi Hakka çeken etkidir hidayet. Hidayet ancak ALLAH’ın dilemesi ve kendine seçmesi ile oluşur.

Hidayet; Kur’andır; Muhammedî Ahlaktır.

“İşte o Kitap, bunda şüphe yok; korunacaklar için hidayetin ta kendisi.”(Bakara-2)

“Bu (Kur’an) basiret nurları (insanların kalp gözünü açan bir nur) ve kesin bilgi edinecek bir kavim için de hidayet ve rahmetin ta kendisidir.”(Casiye-20)

“Ve onlar ki, hem sana indirilene iman ederler, hem senden evvel indirilene.

Ahirete kesin inancı da bunlar edinirler. Bunlar işte Rablerinden bir hidayet üzerindedir ve bunlar işte o murada eren kurtulmuşlar.”(Bakara-4/5)

Hidayet; Rasulüllah’tır.
“O’dur Resulünü hidayet rehberi ve hak dini ile gönderen;” (Fetih-28)

Hidayet; mükemmeli arayışın sonucunda Haktan gelen lütuftur. Yatağını arayan nehir bir gün mutlaka olması gereken mecrayı bulacaktır. Arayan; aradığını bulana dek gayret edecek, gayretin ödülü himmet mutlaka gelecektir!..

***

Ayetin “Ve insanlara bir çok misaller verir” kısmını,kandil benzetmesi olarak anlamak bizce çok sığ kalır.”Dilediğini kendi nuruna yöneltir” dedikten hemen sonra VE bağlacı ile “Ve insanlara bir çok misaller verir” buyrulması; misallerin hidayet verilenlerle bağlantılı olduğunu düşündürüyor.

Hidayet ettikten sonra ALLAH’ın insanlara verdiği misaller neler olabilir? Biz bunu HİDAYETE ERMİŞ ÖRNEK İNSANLAR ve KARAKTERLER diye düşündük. Kimler onlar?.. Hidayet kelimesi geçen Kur’an ayetlerine bir göz atalım. Fatiha Suresine dönüyoruz.

İHDİNAS SIRATAL MUSTAKİM;SIRATALLEZİYNE EN’AMTE ALEYHİM

“Bizi sırat-ı müstakim’e hidayet et! Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna!”

Nimet verilenler; özlerindeki nur fark edenler; nur kandillerini tutuşturup aydınlananlar ve çevrelerini aydınlatanlar. Kimler mi?

Öncelikle NEBİLER-RASULLER.Onların hepsi insanlık için çağlar boyu örnek alınacak karakter ve ahlak numuneleri olarak Kur’an’da canlı ve taze olarak yaşıyorlar. Tevekkül Misali; İbrahim, Teslimiyet Misali; İsmail, Sabır Misali; Eyyub Ve Yakup, Hükümranlık Misali; Süleyman, Azim ve gayret misali; Nuh, Mahlukatla bütünleşip zikir-tesbihatla özünü fark etme misali; Davud, Kişisel ve ailevi ahlakı muhafazanın misali; Lut! Dünyevi zihniyete uhrevi hakikati gösterme misali; Musa!.

Hepsinde örnek karakterler seyrediyoruz. Hepsi de belli alanlarda hidayet rehberimiz…

Sonra kimler? Elbette EVLİYAULLAH… ALLAH’ın has kulları; kendine seçtikleri.

Pişmanlık ve yıkım hissetmeyecek derecede ebedi saadeti kucaklamış olanlar.

ALLAH, Vakıa Suresinde insanlığı 3 gruba ayırıyor:

1-Sağ Ehli; Cennet Ehli; Müminler.
2-Sol Ehli; Cehennem Ehli; Küfürde Kalanlar.
3-Öncüler ve Yakınlaştırılanlar…

İşte bu üçüncü sınıf ALLAH Dostları… Kendine yakınlaştırdığı; YAKÎN halini bahşettiği, bütün insanlığın ÖNCÜLERİ diye takdim ettiği seçkin sınıf.

“Önde, en öne geçenler, işte o ileride olanlar! Naim cennetlerinde (ALLAH’a) yakın olanlardır. Nimet cennetlerindedirler.” (Vakıa-10/12) “Dikkat ediniz!.. ALLAH’ın Dostları için korku yoktur. Onlar mahzun olacak da değillerdir”(Yunus-62)

Daha sonra kimler? Sözü çok uzatmadan bunu da Asır Suresi ve iki hadisten işaretleyip hidayet konusuna nokta koyalım.

“Asra yemin olsun ki; İnsan (Toplulukları) hüsran (kayıp-zarar) dadır. Bundan istisna tutulanlar (kurtulanlar-hidayete erenler); İMAN EDENLER, SALİH AMEL İŞLEYENLER,SABRI VE HAKKI TAVSİYE EDENLER!”

“Âlimler dışında insanlar helâk oldu, ilmiyle amel etmeyen âlimler de helâk oldu. Bunların içerisinde ilminde ihlaslı olmayan, ALLAH rızası için ilim talep etmeyenler de helâk oldu. İste sadece muhlis ve ilmiyle âmil âlimler kaldı. Bunlar da büyük bir tehlike üzeredirler.”(H.Ş)

“Ya âlim ol, ya da ilim öğrenen ol, ya bunlara yardım eden ol, yâhut da bunları seven ol, sakin beşincisi olma, aksi takdirde helâk olursun.”(H.Ş)

……….

Nur Suresi 35.ayete küçük-mütevazı-özde bir yaklaşım denemesinde bulunduk.

Kur’an bir okyanus, Kur’an bütün zamanlara akan bir nur çağlayanı… Ona her devirde yaklaşanlar farklı ışıklar sezdi, değişik manalar gördü. Bakışlar sürdükçe sezişler ve görüşler genişleyerek devam edecek.

Kur’an özümüzdür. Kur’an mushaf satırlarından içre, mini kainat olan özümüzde, sadırlarda! Onu orada hissedebilirseniz, orada duyabilirseniz, iç dengenizi onunla sırat-ı müstakim doğrultusuna getirebilirseniz hakiki aydınlanmayı yaşarsınız.

Özündeki kandili fark edip, öz nurunu Kur’an ve Rasül nurlarıyla sırlayarak ebediyet meşalesini tutuşturabilen bahtiyar, öncü, yakınlaştırılmış kullardan olmanız dileğiyle….

Selam ALLAH’a inanan ve inancının bedelini ödeyenlere olsun….

Mehmet DOĞRAMACI

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi, Aşk içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s