Aşk yoluna revan olmak istersen dikkat et! O yolda ezeli ahde vefâ isterler.


Bizleri yoktan var eden, varlığından haberdar eden yüceler yücesi Allah’tır.

“…Ölüden diriyi, diriden ölüyü yaratan,” (1)
Kâinatı bunca güzelliklerle donatan
“Ol demekle var eden.” (2)
“Yok ol” demekle mahveden ALLAH’dır.
Önü olmayan…
Sonu olmayan…
Eşsiz, benzersiz, ortaksız, tek, bir tek ALLAH’dır.
Azametli, kudretli…
Her şeyden haberdar olan ALLAH’dır.
Varlıktan yokluğu,
Yokluktan varlığı var eden…
Zaman içinde zaman,
Mekan içinde mekan halk eden ALLAH’dır.
Mabuddur O…
Halıktır O…
Yaratandır, yaşatandır O…
İlmiyle her şeyi kuşatandır O…
Gücü önünde duracak hiçbir kudret yoktur.
İradesini engellemek imkânsızdır.
Rahmeti sınırsızdır.
Merhameti sonsuzdur.
Gaffaru’z zünûptür …
Settarü’l uyubtur …
Kadir-i mutlaktır …

Suya akma, ateşe yakma, bıçağa kesme özelliğini veren O’dur.
Bu özellikleri alma gücü ve yetkisi O’ndadır.
Nitekim İbrahim (A.S.)ı ateş yakmamıştır. “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol dedik” (3) emrine ateş boyun eğmiştir.
İsmail (A.S.)ın boynundaki bıçak Allah’ın emriyle kesme özelliğini kaybetmiştir.
“Hûda kadirdir, üşütmez kar içinde.
Soğukluk halk eder ol nar içinde”
diyen şairimiz ne güzel söylemiştir.

Hz. İbrahim misali insan, aklıyla, fikriyle Allah’ı bulacak, onu bilecek kabiliyetle yaratılmıştır.
Uçsuz bucaksız sema…
Direksiz duran gök kubbe…
Güneş sistemi…
Yıldızlar, gezegenler, galaksiler…
Denizler, nehirler, nebatat, hayvanat, cemadat…
Evet, bunların hepsi, ama hepsi Allah’ın varlığına delalet eder.
O’nun kudretine işaret eder…
Birliğini bildirir.
Zira O bir tek olmasaydı bu nizam, bu intizam, bu düzen bu kadar mükemmel olur muydu? Bozulmadan kalır mıydı? Elbette Hayır!…
Nitekim O, bunu şöyle ifade eder: “Eğer yerde ve gökte Allah’dan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu…” (4)
O kendisini şöyle tanıtır bizlere:
Deki: “O, Allah’tır, bir tektir, Allah samettir. (her şey O’na muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir.) O’ndan çocuk olmamıştır. (Kimsenin babası değildir.) kendisi de doğmamıştır. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (5)
O’na itaat eden kavimler âbâd olmuşlar, isyan edenler ise helâk olup gitmişlerdir.
Nuh kavmi, Lut kavmi, Ad ve Semud kavimleri helâk olan asi kavimlerden sadece bir kaçıdır.
Bize düşen, tarihten ibret almaktır. Zaten Allah’da ibret almamız için Kur’an-ı Kerim’de bu kavimlerden haber vermektedir: “… Ey akıl sahipleri olaylardan ibret alınız” (6) diye bizi uyarmaktadır.
Allah’a hiçbir şey güç gelmediğine göre, O’nun bir şeyi dilemesi yeterli olacaktır. Zira:
“Hak tecelli eyleyince her işi âsân eder,
Halk eder esbabını bir lahza’da ihsan eder.”
diyen şairimiz de bu dizeleriyle şu ayete tercüman olmaktadır: “(Allah) bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol” demektir. O da hemen oluverir.” (7)
Bizi kendisine kulluk yapalım diye halketmiştir.
“Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım” (8) ayeti de buna işaret etmektedir.
Allah’ın kudretini ifade eden o kadar çok ayet-i kerimeler vardır ki, incelendiğinde teslim olmamak imkânsızdır.
O’nun iradesi altında yaşarken, O’nun verdiği rızıklarla rızıklanıp, tüm imkânlarından faydalanırken O’na asi olmak, emirleri dışında hareket etmek hiç doğru olur mu?
Şu ibretli olaydan hisse almak gerekmez mi bizlere?

Bir kişi öğüt almak üzere İbrahim Ethem’e gelerek:
“Ey İbrahim, bana öyle bir öğüt ver ki, onları işleyerek cennete gireyim.” der.
İbrahim Ethem: “Günah işleyecek olursan, Allah’ın nimetlerinden yeme ve öyle günah işle!…” diye cevap verir.
Adam hayretle: “Bu mümkün mü? Dünyadaki bütün nimetlerin sahibi C. Hak’tır” deyince:
İbrahim Ethem “Şu halde hem Allah’ın rızkını yemek, sonra da O’na asi olmak reva mıdır?”diye sorar ve öyleyse ikinci öğüdümü iyi dinle: “Bir günah işlediğin vakit, Allah’ın mülkünün dışında o günahı işle.”der.
Adam: “Buna imkân var mı? Her yer Allah’ın mülküdür. Ben nereye gitsem Allah’ın mülküne gitmiş olurum.”
İbrahim Ethem: “Şu halde hem O’nun mülkünde oturmak, hem de O’nun mülkünde günah işlemek ne kadar doğrudur?” Diğer taraftan:
“Günah işlediğin zaman Allah’ın görmediği gizli bir yerde işle. Allah’tan gizli tutarak günahı irtikap et.” buyurur.
Adam, “Allah gizliyi de açığı da bilir, görür, ben ondan nasıl gizli tutarım?” deyince:
İbrahim Ethem: “O halde O’nun nimetleriyle beslenirken, O’nun mülkünde otururken, O’nun bildiğini ve gördüğünü bilerek suç işlemek doğru olur mu? Diğer öğüdüm de şudur: “Azrail geldiğinde ondan izin iste, tövbe etmene fırsat versin.”
Adam: “Azrail kimseye bu fırsatı vermez. Çünkü ecel geldiğinde erteleme imkânı olmaz” deyince.
İbrahim Ethem: “O halde ölüm meleği gelmeden tövbe et” der ve devamında; “Kabirde münker-nekire cevap verme!” buyurur.
Adam: “ Efendim buna imkân var mı? Onlar cevap almadan giderler mi?” deyince:
İbrahim Ethem: Şu halde onlara müspet cevabı burada iken hazırla. Vereceğin cevaplara hazırlıklı olmalısın. Yine “kıyamet günü seni cehenneme götürmek isteyen zebanilere karşı koy ve “ben gitmem de” Buyurdu.
Adam: “Efendim imkanı var mı? Onlar benden güçlü kuvvetlidirler. Benim kolumdan tutup cehenneme atarlar. Engel olmak mümkün mü?” deyince:
İbrahim Ethem: “ Şu halde bunları bilerek günah işlemek bir mümine yakışır mı? Cennete gitmek isteyen hazırlığını burada yapar. Cehenneme gitmek isteyen günah işleyerek cehenneme müstahak olur” deyince :
Adam: Bu öğütlerinle aydınlandım ey İbrahim!…” (9) diyerek hayatına yeni bir düzen vermek üzere oradan ayrılırken, İbrahim Ethem’in öğütleri kulağını çınlatmaya devam ediyordu…

O halde:
Kudreti sonsuz, bize herkesten daha merhametli, verdiği sayılamayacak kadar bol nimetlerin sahibi Allah’a layık bir kulluk bilincinde olup, O’nun bunca nimetler karşısında nankörlük etmemeliyiz.
Cenneti kazanmanın yolu, iman, salih amel ve güzel ahlaktır.
Nitekim:
“İman edenler ve salih amel işleyenlere gelince onlar için Firdevs cennetleri vardır” (10) buyurur Rabbimiz…

Öyleyse;
Allah’ın emirlerine uyalım!…
Uyarılarını duyalım!…
O’nun sevgisini gönlümüze koyalım…
Kudret ve azametini tefekkür edelim…
Rızasına erelim…
Cennet nimetlerini görelim!…

23/08/2012
M. Hakkı ÖZER
Ankara Müftüsü

Kaynak:
1-Âl-i İmran, 3/27
2-Bakara, 2/117; Âl-i İmran, 3/47
3-Enbiya, 21/69
4- Enbiya, 21/22
5- İhlas, 112/1-4
6-Haşr, 59/2
7-Yasin, 36/82
8- Zâriyât, 51/56
9- Feridüddin Athâr, Tezkiretü’l -Evliya
10-Kehf, 18/107

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı Aşk, Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s