Allah bu millete, bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın!




İstiklâl Marşımız doksan yaşında. 1921 yılına girinceye kadar bir millî marşımız yoktu. Millî Mücadelemiz 19 Mayıs 1919’da başlamıştı. Fransız millî marşı, 1789 İhtilâlinden beri söyleniyordu. Biz de istedik ki, bizim de Millî Mücadelemizin, o büyük direnişimizin ve kahramanlığımızın bir marşı olsun.

İstiklâl Marşımız doksan yaşında.
1921 yılına girinceye kadar bir millî marşımız yoktu.
Millî Mücadelemiz 19 Mayıs 1919’da başlamıştı. Fransız millî marşı, 1789 İhtilâlinden beri söyleniyordu. Biz de istedik ki, bizim de Millî Mücadelemizin, o büyük direnişimizin ve kahramanlığımızın bir marşı olsun. 1920 yılında, Garb Cephesi Komutanı Alb. İsmet İnönü, Genel Kurmay Başkanımızdı. Dr. Rıza Nur ise, Millî Eğitim Bakanlığımızın başında bulunuyordu. İnönü, Dr. Rıza Nur’a, resmî bir yazıyla başvurdu: “Millî heyecanımızı koruyacak, millî azim ve imanımızı besleyecek, zinde tutacak, (Fransız Millî Marşı gibi) bir marşımız olmasını, bu hususta gereken hazırlıklara başlanılmasını” teklif etti.

Millî Eğitim Bakanlığımız, 7 Kasım 1920 tarihli Hakimiyet-i Millîye gazetesine bir ilân verdi. Millî Marşımız için bir yarışma açıldığını, gönderilecek şiirlerin bir kurul tarafından inceleneceğini, birinciliğe lâyık görülen şiire beşyüz lira ödeneceğini bildirdi.
Yarışmaya 724 şiir gönderildi. Bu şiirler içerisinde Millî Marşımız olabilecek değerde bir şiir yoktu. Mehmet Âkif, Burdur milletvekili olarak Millet Meclisimizde idi. Ama yarışmaya katılmamıştı. Gerekçe olarak da, birinci seçilecek şiire, 500 lira mükafat verileceğini söylüyordu. “Ben, para karşılığında şiir yazmam” diyordu. Yeni Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mehmet Âkif’e bir mektup yazdı: “Endişeniz dikkate alınacaktır. Bu marşın güftesini ancak siz yazabilirsiniz. Şiiriniz karşılığında size para ödenmeyecektir!” dedi. Mektup 5 Şubat 1921 tarihliydi. Mehmet Âkif, Ankara’da, Taceddin Dergâhında oturuyordu. İstiklâl Marşımızı, o dergâhın odalarında dolaşarak, bazı kıt’alarını, dergâhın beyaz badanalı duvarlarına yazarak iki gün içinde tamamladı.
Şiirin bütünü ilk defa 21 Şubat 1921 tarihinde (Kastamonu) Hürsöz gazetesinde yayımlandı.
Millî Eğitim Bakanımız Hamdullah Suphi Tanrıöver, İstiklâl Marşımızı, TBMM’de ilk defa 1 Mart 1921 tarihinde okudu. Milletvekillerimiz, büyük bir heyecan duyarak Tanrıöver’e seslendiler:

-Lütfen bir daha okuyun! Bir daha okuyun!
Hamdullah Suphi, şiiri bir daha okudu. Milletvekilleri Tanrıöver’i ayakta dinlediler. Başkanlık kürsüsünde Mustafa Kemal Paşa vardı.
Millet Meclisimizde ilk defa 1 Mart 1921 tarihinde okunan şiir, 12 Mart 1921 tarihinde resmen İstiklâl Marşımız olarak kabul edildi.
Azerbaycan’da, Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzade bana demişti ki: “24 ülkenin millî marşlarını büyük bir dikkatle inceledim. Gördüm ki hiçbir ülkenin millî marşı, sizinki kadar muhteşem değil! Aşk olsun Mehmet Âkif Ersoy’a! Türkün millî marşını, noksansız ölçüler içinde Türk milletine lâyık bir coşkunlukla yazmış!”

İstiklâl Marşımızın yazılışı üzerinden tam 90 yıl geçti. Bugünlere kolay gelmedik. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, birtakım kimseler, İstiklâl Marşımızın değiştirilmesini bile istediler. Onları rahatsız eden, İstiklâl Marşımızın tam bir İslâm şuuruyla yazılmasıydı. Mehmet Âkif:

“Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” diyordu. “Bu ezanlar ki, şahadetleri dinin temeli/Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” diye yalvarıyordu. Âkif, ümmetçi bir şairimiz olmasına rağmen, Türk soyunun, bitmez tükenmez bir aşkla İslâma hizmet ettiğini görüyor: “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl/Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” diye haykırıyordu. Milletimize nasıl büyük bir güvenle bağlandığını ortaya koyuyordu. 1936 yılında, “İstiklâl Marşımız yeniden yazılsa” diyen bir ziyaretçisine verdiği cevap hepimizin en büyük niyazıdır:

-“Allah bu millete, bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın!”

Y. Bülent Bakiler

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı Genel içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s