Şimdi yakarıyoruz: Bizi dünyadan sen sakla!


Ey
sulara serinlik veren… Karanlık tapınaklarının ate
şini insanların ruhuyla
besleyen bir ça
ğa
geldik. Bir ça
ğa
geldik ki belleksiziz. Hafızamızı de
ğil, yalnızca bedenimizi terletiyor alevlerin
yalımı. Heybemizde darı yok; kırbamızda su kalmamı
ş; elimiz hançere yakışmıyor artık. Güneye
dönüyoruz, ama aklımızı bir türlü alamıyoruz kuzeyden. Karı
şık bir kafa için dua
okuyacak dilimiz kekeme. Kekeme dilimizi çözmek için bize dua edecek kim varsa
kayıp… Kayıp bir ahaliyiz biz. Buraya gelirken yollara i
şaret koymaya akıl
erdiremedik. Eski bir alı
şkanlık
arıyoruz, üstü örtülmemi
ş
bir iz, bir emare. Bir emare, belki bize hatırlatır, bülbül kafesinden bir gö
ğsümüz olduğunu. Ama hiçbir can alıcı
i
şaret çarpmıyor
gözlerimize. Gök çadır olmaktan vazgeçmi
ş, yer taş kesmiş sanki. Ne yağmur bize merhamet bahşediyor, ne toprağı çatlatan çiğdemle yandaşlık kurabiliyoruz. Ancak
birbirimizin kanını akıtarak anlayabiliyoruz canlı oldu
ğumuzu. İnsan oluşumuzla en büyük aşinalığımız bu. Sıcak kana
dokununca diyoruz ki, tamam, demek burası hâlâ dünya!.. Dünyanın dönü
şü başımızı döndürmüyor artık.
Çünkü dönüp bakmıyoruz akıp duran bulutlara. Çünkü boynumuz kalın. Ve hiç kimse
yüz vermiyor bu tür çocukça oyunlara. Biz dünyayı i
şvekar bir çengi gibi düşünüyoruz; böyle kuruluyor
aramızdaki ba
ğ.
Yani biz, birbirimizin teninden yükselen buharı soluyarak çiziyoruz
yörüngemizi. Bu sırna
şık
rotadan çıkarsak, içimize dü
şecek kuşkudan
ödümüz kopuyor. Ödümüz kopuyor, a
şk deyince Hallac’ı anmaktan. Çünkü biz, ancak
ayarı bozuk bir altın için yüzüyoruz birbirimizin derisini. Nedir a
şka düşmek. Aşk için ölmek ne?
Yabancıyız bu
şavkı
kalp çatlatan, hesabı a
ğır
sorulara. Bize dü
şen
kurnazca gülümsemek… Kurnazca gülümsüyoruz, zülfüne çi
ğşünce tedirginlikten rengi
atan eski evlerin mahremiyetine. Utandıkça, alnındaki terden perçemleri
sırılsıklam olan o mahcup damarımız çatlayalı çok oldu. Nerede bir masumiyet
görsek, hemencecik çelik kasamızın
şifresi geliyor aklımıza. Sırrı çözülmüş bir dünyada tek sırrımız
bu kaldı. Daha ak
şamdan
uykumuzu kaçırıyor o kasada saklı duran ne varsa! Gündüzleri gö
ğsüne keçe çalıp, geceleri
uykuda efendilerini arayan dervi
şlerin avuçlarını dayadıkları kurnalar bize kuru.
Bizimkisi, gözenekleri losyonla ferahlayan fazla beyaz, fazla sarkık bir deri.
Derimizin altında, e
şyaya
can atan bir va
şak
bileyip duruyor di
şlerini.
Onu doyurmazsak, bizim hayatımızı yem etmesinden korkuyoruz… Korkuyoruz
ölümün bizi yarı yolda bırakmasından. Çünkü ya
şadığımız çağın çetelesinde her şey buraya ait, her şey balçığımıza zimmetli. Biz hesap adamıyız; çeklerini
imzalamadan ölen birinin ruhunu mahkeme edecek kadar. Ve elbette adaleti,
hissemize dünyadan biraz daha yer kazandırsın diye istiyoruz. Yani biz
istiyoruz ki, gövdemiz külçelerle a
ğırlaşsın; bu şan, bu şerefle çıkalım çarşılara. Bu yüzden hiçbir tahammülümüz yok hiçbir
oyunbozana. Bizi bir tek hırkaya ça
ğıranın aklından kuşku duyuyoruz. Onu hekimlere gönderiyoruz,
haznesinden grafikler çıkaran makinalara… Ey kaderimizin sahibi… Artık
içimiz bütün rüzgârlara açık. Ne bir sınır, ne bir elek var dünyayla aramızda.
Bizi saklı tutan perdeyi yine biz yırttık; makasımız hâlâ keskin, ama i
ğne yok yanımızda. Şimdi yakarıyoruz: Bizi
dünyadan sen sakla! Yani biz, bir barda
ğa dökülen suya bakınca, her seferinde: Ey su,
nasıl da berraksın? Diyebilelim, hayretle. Bir çocuk konu
şunca herkes sussun; bu
nasıl güzel tanı
şıklık.
Diye geçirsin içinden. Belki böyle böyle yeniden iz tutar ayaklarımız.
Serinleten bir patika az
şey
mi, bu ate
ş ormanında! Az şey mi, dünya kapımızı
çalınca, gö
ğsümüzün
gürültüyle çarpmaması…

Ali AYÇİL

BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ BLOG AL’A BAS SENiN OLSUN.

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to Şimdi yakarıyoruz: Bizi dünyadan sen sakla!

  1. Şermin dedi ki:

    Kendi üzerinde dönen degirmen taslari misali dönüyorum odalarda; Seccadeler nerde?.. Kible hangi yöne dogruydu bu evde?.. Basima koymak için takke, çekmek için tesbih var mi?.. Bugün bitti. Gece de gidiyor… Bir günüm daha bitti; ben nereye gidiyorum?.. Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum!.. Gidiyorum!.. Tükeniyorum; Haberim var mi?.. Herseyi sevmek… Çok güzel. Kendini sevmek… Çok güzel. Peki, bu nasil kendini sevmek? “Seviyorum” çigliklariyla yak kendini hadi!.. Erit kendini, tüket, bitir!.. Sen… Ey sen, aynadaki!.. “Kalan”inin farkinda misin? Peki “talan”inin? Sen… Ey sen, aynadaki!.. Dün de bakmistin aynaya. Farkinda misin; bugün daha yaslisin!..Bugün daha çökük, bugün daha çirkin, bugün daha tedirgin!.. Çünkü biraz daha dökülmüs saçlarin, biraz daha burusmus suratin! Biraz daha; bir saniye, bir dakika, bir saat, bir gün daha yaklasmissin düsecegin çukura!.. Nerde, Nerde seccadeleeer?.. Kible hangi yöndeydi bu evde?..Ninem son gelisinde ne tarafa dogru namaz kilmisti?.. Katlanir rahlenin nasil açildigini unuttum.Ve onun içinde açilan “Kitab”in yüzümü ve içimi nasil aydinlattigini… Içim… Aahhh, içim yaniyor. Bugün bitti, gece de gidiyor… Bir günüm daha bitti; ben, ben nereye gidiyorum?.. Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum…Gidiyorum… Tükeniyorum; Haberim var mi?.. Son tuttugum orucu hangi iklimde biraktim?..Son kildigim namaz hangi seccadeyle katlandi?.. Merak ediyorum; Kâbe hâlâ bekliyor mu beni?.. Bilmiyorum… Bilemiyorum. Ama sundan eminim: Mezarim beni bekliyor! Muammer Erkul

  2. ilyas dedi ki:

    ‘Sen’de Kıl Beni….Şimdi hüznün kırıntılarıyla çalıyorum kapını. Biliyorum hep açık gelmek isteyene kapın. Ve içimde Sen, Yüce Varlığın. Bendesin Sen. Şimdi kapı dışarıda mı olur Allah’ım, Sen içimdeyken. Ve beni bekleyen Sen mi olursun Allah’ım, ben sana muhtaçken. N’olur varlığını hep hissedeyim; ama kalbimde değil, orası kırılacak kadar güçsüz. Ama ruhumda değil, orası bir varoluştan gelme kadar sonradan. Ben Seni ezelden bile öte yerde hissedeyim her şeyde. Hiçbir mefhumun, hiçbir sözün, hiçbir ifadenin geçmediği halis yüreğimle arınmış olarak saf bir yerde hissedeyim Seni. Ve aşikâr bir yerde seveyim; Senin yanından seveyim Seni. Senin yanında olayım, ‘Sen’in yanından yaşayayım ‘ben’i. Varlığının müptelasıdır benliğim. Yo hayır, ‘Varlığın’ demeye bile razı değil lisanım. Sen sadece ‘Sen’sin. Senin müptelandır benliğim. İdrakimin söz konusu bile olmadığı bir özle seviyorum Seni. Ve idrakime ihtiyaç bile duymayan bir ihlasla biliyorum Seni. Al beni Sen’in içine. Ki kaybolayım bulunmak istemediğim yerlerden.Acziyetimin tatlı duygusuyla bağlıyım Senin Nûruna. Ve olsam da kendimin hükümdarı, yanar içim, yok olmaya hevesli bir çile gibi. Ben söz olayım, Sen anlam yap beni. Ben kul olayım, Sen bahtiyar yap beni. ‘Ben’ olmaktan vazgeçmiş biri olarak bul geride kalan sessizliği, o sessizlikte ‘Sen’ yap en baştan beni. Sende dirilerek Sana karışmış olayım. Allah’ım, Sen’de kıl beni.Belkıs Tunçay Seni hatırlamaktan bile haya ederim Rabbim.. Çünkü; her hatırlama bir unutmanın ifadesidir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s