Modern Kadın’ın Mutsuzluğu Ve ”DOKUZ DOĞURAN” Anadolu Kadınları


https://i1.wp.com/img196.imageshack.us/img196/7683/modern.jpg


“Ev kadınlığının
standardı yok. ‘Dünyanın en karlı ve kolay mesleği nedir’ diye sorsalar,
kesinlikle  ‘ev kadınlığı’dır derim. Nasıl olsa çocuk kreşte. 
Pahalıymış! No’lacak, Kocası kazanıyor, ödesin!

Sen dilediğin saatte
kalk. Canın sıkılmasın; çağır komşunu  ya da sen git.

Rahat rahat kahvaltını
yaparsın. Dedikodusu yapılacak birileri vardır nasıl olsa! Olmazsa
kocalarınızı çekiştirirsiniz
. Onlara isteklerinizi nasıl yaptırdığınızı
biraz da nispet olsun diye ballandıra ballandıra anlatırsınız. Sonra gelsin
kahveler, kahve falları. Arkasından diziler.

           
 At bulaşıkları makineye! Oh, ne rahat!

            
Bizim piyasada anamız dinimiz ağlarken, sen buzdolabından buz gibi meşrubatları
iç. Ve yat uyu öğlen üzeri.

             
Bir iki saat sonra kalk, alelusul toz al. Bir şeyler hazırla, atıştır. Ya
komşuya git, ya onlar gelsin. Biraz kadın programlarına takıl, laklak et.

              
Akşam yaklaşınca da kocana telefon et, ‘Hayatım bugün kendimi iyi
hissetmiyorum. Yemek filan yapamadım. İstersen sen gelirken bir şeyler al, olur
mu hayatım?’

             
Ne ala hayat, ne ala memleket!

             
Bir çocuk daha yapalım, dünyanın bin türlü hali var!’ diyorum. ‘Olmaz!’ diyor.
Bakamazmış. Bu zamanda çocuk yetiştirmek kolay mıymış. İleride düşünürmüşüz.

             
Yok kardeşim! Böyle olmaz. Ana babamız bize 20-25 yaşlarına kadar bakıyor;
sonra bir el kızı alıyoruz, biz de ömür boyu ona bakıyoruz.

             
Öyle bakıyoruz ki, kendimize zaman ayırmaya hakkımız yok. En ufak bir ihmal en
ağır suç oluyor. Anne babamıza aldığımız küçük bir hediye bile problem!

               Bir
de böyle zaman zaman psikiyatriye gitmek ister. Sıkılıyormuş, gece
uyuyamıyormuş, mutsuzmuş!.

              
Affedersiniz ama, doktor bey! Bence bunların işi doktorluk değil.

             
Rahat battı, rahat! Ne isterlerse alırız. İstedikleri yere tatile götürürüz. Bir
günden bir güne içten bir teşekkürlerini de duyamayız. İstekleri bitmez, hiç de
memnun olmazlar.

             
Annelerimiz ormana oduna gider, tarlada iş yaparlardı. Eski elbiselerden kesip
dikerek yaptıkları çocuk bezlerini derede yıkarlardı. O zaman kırk çeşit
deterjan yoktu. Derede çeşmenin yanında, kara kazanın altında çalı çırpı
yakarak su ısıtır. Sepete doldurduğu kirli çamaşırların, üzerine bir tülbent
koyar. Onun da üzerine yanan ateşin küllerini doldurur. Külün üzerine de kaynar
suyu dökerlerdi.

            
Öylece kirlerin yumuşamasını beklerlerdi.

             
Kirleri iyice çıksın diye de, sepetten ‘haşlı, haşlı’ elleri yanarak çıkardığı
çamaşırları, kolları koparcasına tokmaklardı benim anam!

              Zavallı
annem böyle kaç çocuk doğurdu biliyor musunuz? Dokuz.!

             
İşte, biz bunlara dokuz doğurtmuyoruz. Ne dokuzu, iki ya da üç bile
doğurtamıyoruz. Neymiş? Bu zamanda olmazmış. Bakamazlarmış!

              
Allah’tan korksunlar!

             
Ben anamı, babamın aleyhine konuşurken bir kere görmedim. Bizimki, daha 3
yaşındaki yavruma, hem de benim yanımda; ‘Şu senin baban var ya! Bizi hiç
düşünmüyor, hep kendini düşünüyor!’ diyor. Çocukları babalarından soğutan,
hatta düşman eden anneler az mı? Hak ediyor mu babalar bunu?!

 
              Odun
taşıyan, derede bez yıkayan, o zamanlar buzdolabı olmadığı için, o kadar işin
arasında her öğün yemek pişiren ve bir kere babama, ‘yemek yok!’ demeyen anam!

           
O bunlardan çok daha mutluydu. Hiç şikâyet etmezdi. Ne sitem, ne şikâyet
duymazdık onun ağzından!

 Biz erkekler
bütün bunları fazlasıyla hak ediyoruz. Kadın olmak varmış.!
Bulursunuz bir
zengin enayi. İşi gücü iyi, hali vakti yerinde! Ömür boyu baktırırsın kedine!
Olur da bir gün hizmeti aksatırsa; ‘Bu böyle olmayacak; anlaşamıyoruz,
ayrılalım!’ dersin. Mallarının yarısını sana vermeden de kurtulamaz elinden.
Kanun var nasıl olsa! Hey gidi anam benim! Bana hakkını helal et olur mu! Elleri
öpülesi, ayağı yıkanıp suyu içilesi anam!. Anam aklıma düşünce hep şöyle demek
gelir içimden; “Anne! Sonsuz şükürler olsun ki, sen benim eşime hiç
benzemezsin! Eğer öyle olsaydın, ne ben olurdum, ne de benden sonraki
kardeşlerim! Çünkü ben senin dördüncü evladınım. İnanıyorum, Cennet senin gibi
annelerin ayağının altında! Ben senin ayağının toprağına kurban olurum. Bana
hakkını helal et anne! Ne olur, helal et!”  

Dr.Hamdi KALYOCU

https://i2.wp.com/img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ BLOG AL’A BAS SENiN OLSUN.

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı Hobiler içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s