AŞIK oLDuĞuNuZu NaSıL ANLaRSıNıZ?


Aşk
kıvılcımları gönül dünyanıza sıçrayıp büyük bir yangına dönüşmeye başladığı
sırada, hep kendinizi ve çevrenizi kandırmaya çalışırsınız. “Bizimkisi aşk
değil, arkadaşlık, aramızda iyi bir dostluk var” dersiniz.

Sınıfınızın en temiz, en dürüst, en çalışkan öğrencisidir çünkü. İş yerinizde
çalışan en iyi huylu, en gayretli işçi odur. Yada mahallenizin, sokağınızın en
namuslu, en temiz, bilgisi ve görgüsü ile herkesin takdirini kazanan
delikanlısıdır.

“Bu zamanda böyle insanlarla dostluk kurmayacağım da kiminle kuracağım.” diye
düşünürsünüz.

Hep gizlersiniz aşkınızı. Kendinizden ve çevrenizden. Ona karşı farklı duygular
taşıdığınızı, daha iltifatkar davranışlar sergilediğinizi görmemezlikten
gelirsiniz…

Belki ayıplanmaktan, belki horlanmaktan çekinirsiniz. Yazık ki; aşığa yardımcı
olmak yerine ayıplamak ve horlamak alışkanlık haline gelmiş toplumda. “Aaa…
O’nu mu seviyorsun? Ona tutulmaktansa git kendini boğaz köprüsünden at” derler.
Maalesef aşık, yaşadığı aşk acısını çekemez olur, günün birinde Boğaz Köprüsünden
atlar, bu kez arkasından ağıtlar yakarlar. Oysa gönül bu. Bir anlık gaflet, onu
sırılsıklam aşık edebilir. Aşığı iter, kakar, horlarlar. Bunun için feryat
edilir bir türküde:


Nerde boynu bükük bir garip görsen,


Hor görme kim bilir ne derdi vardır,


O garip halinde ne sırlar gizli,


Onu o hallere koyan biri vardır,


Belki benim gibi sevdiği vardır.




Madem yaşamaya geldik bu dünyaya,


Benim de her şey de bir hakkım vardır,


Sevmiyorsan hor görme bari


Benim de senin gibi Allah’ım vardır.



Ayrıca “bir güzele vurulunca” başınıza nelerin gelebileceğini az çok tahmin
edersiniz. Hasretlik yakacaktır yüreğinizi. Özlem kor ateş olacaktır. Karasevda
bütün benliğinizi saracak, ayrılık ölümden beter gelecek, kaç gece uykusuz
sabahlayacak, gözyaşınızı ekmeğinize katık edeceksiniz. Kimse derdinizi
anlamayacak, kimseye içinizi dökemeyeceksinizdir.

Bir de dindar olan ve dini yaşayışında çok duyarlı olan gençler, birisine gönül
verince, bazı günahlara girme ihtimalini düşünürler. Haklıdırlar. Aşkı evliliğe
götürünceye kadar günahlardan ustalıkla kaçınmak gerekir. Ama bunu herkes
başaramaz.

Yüreklerindeki Allah sevgisi fazla olan veya dini hizmetlere kendini adayan
gençler, burada bir tereddüt geçirirler. “Acaba seversem, ibadetlerimi ihmal
eder miyim? O’nun beni meşgul etmesinden dolayı hizmet yapamaz olur muyum, bazı
haramlara düşer miyim?” diye düşünürler.

Bir taraftan ise duyguların cazibesine kapılmışlardır ve aşkın ayak sesleri
giderek artan ve yükselen bir tempoyla yaklaşmaktadır.

Peki ne yapsınlar? “Yok canım benimkisi aşk değil, insancıl bir duygu, bir
sempati, belki arkadaşlık” deyip kendilerini aldatsınlar mı, yoksa gerçeği
görüp bir karar mı versinler?

İşte bu gibi sebeplerle hep kendinizden ve çevrenizden aşık olduğunuzu
gizlemeye çalışırsınız.

Oysa gizlemekle yada kendinizi “aşık olmadığınıza” inandırmaya çalışmakla bir
yere varamazsınız. Aşık iseniz aşık gibi, değilseniz de aşık değil gibi
davranmaya mecbursunuz? Çünkü aşk ihmali, vurdumduymazlığı, yapmacıklığı,
ciddiyetsizliği affetmez. Aşk büyük iştir ve siz onun büyüklüğü nispetinde bir
gerçeği sergilemek zorundasınız.

Şu halde ona aşık mısınız, yoksa sıradan bir arkadaşınız mı, yoksa kökleşecek
bir sevda tutkusu mu, bilmeniz gerekir.

İşte size bir dizi formül. Hemen uygulayın…

1. Eğer aşıksanız hep onu düşünürsünüz.
O anda işle onun bir ilişkisi olsun olmasın, hep aklınızda o vardır. Adeta sizi
bir gölge gibi izler. Ders çalışırken, yemek yerken, gezerken, film izlerken
hatta dua ederken, hayalinizin ortasında dolaşır durur. “Amma da fazla
düşündüm” der ve hemen onunla ilişkisi olmayan başka bir konuya atlarsınız.
Ama, yine ne yapıp etmiş kafanıza gelip takılmış, düşüncenizin tam ortasına
oturmuştur. İtiraf edin! Kurtuluşunuz yok. Onsuz yapamıyorsunuz!

2. Yatarken Hayallerinizi Süsleyen O’dur.
Hani uykuya dalmadan önce hayal dünyasında dolaşırsınız ya. O gün işte, okulda,
çarşıda, pazarda yaptıklarınız, gördükleriniz bir film şeridi gibi geçer
gözünüzün önünden. Belki yarınınızın planını yaparsınız kafanızda…

Eğer aşıksanız, uykuya dalmadan önce hep onunlasınızdır. Bıkmadan usanmadan
görüşür, konuşur, el ele tutuşursunuz. Birlikte gezer, yer içersiniz hayalen.
Bunların ille de cinsel bir yönünün bulunması gerekmez. Çünkü aşk hiçbir zaman
tek başına cinsellik değildir.

Sadece hayalle yetinmez, uykudan uyanıp onu düşünmeye başlayıverirsiniz.
“Apansız uyanırsanız gecenin bir yerinde, bilin ki onu düşünüyorsunuzdur.”

Bazen uyku bile tutmaz. Bunun için dememiş mi şair:


Bir köşeye mahsun çekilen içim


Yemekten içmekten kesilen içim


Sensiz uykuyu haram bilen içim


Ayrılık ölümün diğer ismidir.



3. Uykudan Uyanır Uyanmaz Aklınıza İlk Gelen Kişidir.
Belki de kalkıp giyininceye dek, aklınızı çoktan sevgilinin hayali işgal
etmiştir. Anneniz seslenir, “haydi kahvaltı hazır, geç kalacaksın” diye. “Tamam
anne, geliyorum, çok yorgundum, zor kalktım” dersiniz. Oysa yüreğinizi yakan
bir şeyler vardır. Anne yüreğidir, er geç fark eder, ama siz yine de gizlemeye
çalışırsınız.

Ama ne kadar gizlesek de, derdimizi ilk önce annelerimize söylemez miyiz? Şefkatlidirler,
anlayışlıdırlar, hoşgörülüdürler çünkü. Kalpleri sevgi deposudur. Sevgi
hazinesi, elbette sevgiden sevenin halinden anlar.

4. Yerken, İçerken, Gezerken Hep “O da olsaydı” Dersiniz.
Nefis bir çay mı demlediniz? Ah bir bardak ta o içseydi. Parkta mısır mı
yiyorsunuz? Keşke yanınızda o da olsaydı. Anneniz güzel bir pasta mı yaptı? Bir
parça da ona götürseniz dikkat çeker mi? Ağzınızdaki bir lokmanın neredeyse bir
parçasını hatta tümünü ona vermeyi istersiniz.

Bir yeri mi geziyorsunuz? “O da olsaydı” hayalleri kurarsınız. Yalnızsanız,
ikinci kişi zaten o olmalıdır. Bir grupsanız, hep bir eksiklik vardır. O gün
işe veya okula gelmese koskoca bina bomboştur.


Yanımda olsa, halimi sorsa bu yeterdi bana,


Karşımda dursa, hiç konuşmasa razıydım ona…


Şarkısını mırıldanır haliniz…



5. Eğer Aşıksanız Şiddetli Bir Hediye Verme İsteği Vardır İçinizde.
Anlamlı, anlamsız hediyelerdir bunlar. Yaş günü, doğum günü gibi aklınıza gelen
tüm vesileleri değerlendirmek istersiniz. Mümkün olsa dünyayı bağışlayacaksınız.

Tabii, onun hediyelere boğulması çevrenin dikkatini çeker ve ufaktan “hayrola
ne oluyoruz” derler. Ama senin umurunda bile değildir. Arkadaşın, ne olmuş,
hediye verdinse yani…

6. Başkalarından Farklı Davranırsınız.
Hep onun bir üstünlüğü vardır. Mesela, “temiz kalpli, samimi, yardımsever” diye
düşünürsünüz. Yoğun ilginizin sebebini aşk olduğunu kabul etmez. Hep iyi
yorumlar getirirsiniz.

Onun hep iyi taraflarına bakarsınız. Eksikleri olsa bile “eh o kadarı kadı
kızında da bulunur” diye yorumlarsınız.

7. Aslında Siz de Bazı Aşırılıkların Farkındasınızdır.
Hatta ona olan ilginizin normalliğini kendinize kabullendirmek için daha önce
fazla ilgi göstermediğiniz insanlara da ilgi gösterir, tebessümler dağıtır,
ikramlarda bulunursunuz.

Bir bakıma sevdiğinizin yüzü suyu hürmetine çevrenizde kim varsa nasiplenir.
Bununla kendinize ve çevrenize, “bakın ben herkese karşı böyle davranıyorum”
mesajı vermek istersiniz. Ama siz kimi kandırıyorsunuz. (!)

8. Eğer Aşıksanız Derin Düşüncelere Dalıp Dalıp Gidersiniz.
Bu bir takıntıdır, bir saplantıdır. Sıkıntınız, probleminiz halden anlayanlara
malumdür. Bir köşeye oturmuş veya yatağa uzanmış dalıp gidiyorsanız aşk
ateşinin alevleri bacayı sarmış demektir.

9. Onun Derdini Dert Edinirsiniz.
Dert dedimse öyle ciddi dertler değil. En ufak sorununu büyütürsünüz. Canımı
sıkkın, iştahsız mı, dişçiye mi gidecek? Yüzlerce soru soracaksınız.

Anneniz yarın ameliyat olacaktır, önem vermezsiniz; ama onun elindeki küçük
sıyrık var ya müthiş dikkatinizi çeker. Öyle ya; kan kaybından ölüverir
zavallı. Yara bandı mı alacaksınız, hastaneye gidip dikiş mi attıracaksınız,
yapın bir şeyler!

10. İkide bir Arayıp Sorma İsteği Vardır İçinizde.
Günde birkaç kez telefonda ararsınız, dişe dokunur bir şeyler konuşmak için
değil, laf olsun diye açılmış telefonlardır bunlar. Hatta bazen diyecek bir söz
bile bulamazsınız.

Üstelik aramalarınızın uygun bir zamanı saati de yoktur. Gece yarısı, hatta
sabaha doğru dörtte, beşte açar telefonu konuşursunuz. Bu aşırılık ailenizin ve
çevrenizin dikkatini çeker. Siz de bahaneler bulmaya çalışırsınız.

Tabii, bu dönemde telefon faturaları çok kabarık gelir. Bazen aylık gelirinizin
yarısını bazen tümünü yatırırsınız. Aşk pahalı zenaattır vesselam…

11. Eskiye Oranla Çok Ağlarsınız.
Artık bu belirti aşkın biraz daha mesafe aldığının göstergesidir. O gün
görememiş yada konuşamamışsınızdır. Belki de sizi üzmüştür, kalbinizi
kırmıştır. Başkalarına göre sıradan olan bir cümlesi sizin yüreğinize bir bıçak
gibi saplanmıştır. Belki onun kırmak gibi bir niyeti yok. Ama sizin kalbiniz
bir porselenden daha hassastır artık…

Yine gözünüz dolmuş belki boşalmış, kızarıklık izleri kalmıştır. Aman dikkat!
Hiç masum bir arkadaşlık olduğunu söylemeyin siz aşık oluyorsunuz. İşte bunun
için şöyle denmiş bir şarkıda:


Allah yardımcın olsun,


Derdine derman versin,


Laf aramızda kalsın,


Sen aşıksın arkadaş…



Üstelik, henüz işin başındasınız. Bunlar küçük belirtiler. İleride “karanlığa
katran döken geceler” geliyor. Kalabalıklar içinde yalnız kalmaya ve insanların
gözü önünde kendi ellerinizle bir zindan inşaa etmeye başlıyorsunuz.

Kendim ettim kendim buldum
Gül gibi sararıp soldum

Diyerek eyvahlar çekeceğiniz günler çok yakın.
Evet iki seçeneğiniz var: Ya, aşkın getireceği acılara, risklere, özlemlere,
göz yaşlarına, muhtemel günahlara hazır olun!

Yada “Tehlikeler, meçhuller, acılarla dolu yol”un başındayken dönün!
Her şeye rağmen ondan kopamıyor ve ne pahasına olursa olsun ilişkinizi
sürdürmek istiyorsanız, bu kitabı çok iyi okumanız, uyarı ve tavsiyelerimize
kulak vermenizi öneriyoruz.


CEMİL
TOKPINAR

https://i2.wp.com/img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ BLOG AL’A BAS SENiN OLSUN.

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı Aşk içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to AŞIK oLDuĞuNuZu NaSıL ANLaRSıNıZ?

  1. .G.üLümca.N. dedi ki:

    ***Fitne insana dört kapıdan girer: Göz, kulak, burun, ağız.Ağızdan illa helal lokma girmesi lazım.Bu noktada bizim için beşaret(müjde) var. Dersane de yenilen yemek kirli de olsa temizdir. Bu asırda en büyük fitne gözden içeri giriyor.Çeşm-i basiret (kalp gözü), göze hakimiyetten sonra açılır.Gözüne hakım olmayan şifa-i sadr bulamaz.Bir insana füzüyat(feyizler) gelmezse o insanın malumatı kabuk olur, dilde kalır. Risale-i nur bu demek değildir. Risale-i nur hayattır, tatbikattır.Risale-i nur görünmek değil, olmaktır. Görünmek ile olmak arasında çok büyük fark vardır.***Meşrep ve mashebi ne olursa olsun dava-yı Kur’aniye’ye hizmet edenin ben ebediyyen minettarıyım.Böyle bir ruh Hz. Musab’ın meşrebi… Meselelere şahsiyet alemi ile değilhizmet alemi ile bakıyor.Hizmet edeni, hizmet namına kucaklıyor. ***Kıyamet kafirlerin çokluğundan kopmaz.Kıyamet, belki ehl-i imanın himmetinin tan sarf edilmemesinden kopar.**Risale-i nur hizmeti sahbet üzerina kurulmuştur.Bir nur talebesinin asıl vazifesi, Risale-inuru okumak, anlamak, anlatmak, tezekkür ve tefekkür etmek ve yaşamaktır.Nur talebesi bu mihverden çıkarsa, daha önce elli sene hizmet etmiş olsada , derhal kabuk bağlamaya başlar…***Sırr-ı ihlas ile üç talebe bir araya gelse , Risale-i nurun şahsi manevisi orada tezahür eder.Bizim hizmetimişzde kemiyetin ehemmiyeti yoktur; keyfiyet önemlidir.Öyle nur talebesi vardır ki; kendisi bile kendini bilmez.Fakat Risale-i nurun manevi kayyumudur.***Bir nur talebesinin en mümeyyez vasfı, etrafını aydınlatmasıdır.Zerreyiz,ama arşa gebeyiz.Bir nur talebesi, Risale-i nurun kıymetini bilmeden ölürse, indALLAH mesuldur.(ALLAH muhafaza)***Maddi harpte ”ALLAH ALLAH ”sesi düşman ordusunu dağıtıp bozugu gibi, manevi harptede ”kelimey-i tevhid ve tehlil” nefis ve düşmanını parçalayıp, darmadağan ediyor.***Zamanını israf etme, istidatlarını köreltme Bütün istidatları açan ve inkişaf ettiren, sadakattir. Sadakatin ruh-u manevisini taşıyan , tefani ve mahviyyettir. Rehavet, gevşeklik ve cebanet, hizmet ehl-i ne haramdır.Afat-ı ahir zamandan ve seyf-i süfyandan halas, ancak zırh-ı sadakat ile mümkündür.***Cevşen; geçmiş ve gelecek ve halde ki bütün zulumatı dağıtır. Akıl kalp ve ruhlara himmet gönderir. Cevşeni terk harpte nöbet yerini terk gibidir.Prof. Dr. Şener DİLEKYanlış hatırlamıyorsam, bu bölüm Cemil TOKPINAR’ ın ÖMÜR BOYU AŞK isimli kitabında yer alıyor :)GErçekten güzel konuya değinmişsiniz.. Rabbim beşeri aşklara kendini kaptıranlardan değil, İlahi aşkla yolunu bulanlardan eylesin cümlemizi.. (amin..)

  2. RıZa BeRKaN dedi ki:

    Sevgili Gülümcan kardeşimDeğerli katkılarınız ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Ziyaretiniz şeref vermişdir.Okuyan, hisseden ve de değerlendiren yüreğinize sağlık.Çalışmalarınızda kolaylıklar ve başarılar dilerim.Sevgiyle Selametle Hayırla…Dua ve Muhabbetle kalın…Aşka aşık olmak ne demektir …… bu biraz tasavvufi bir kavramdır ve belki biraz ağır kaçabilir kardeşlerimize ama..İnsanın insana duyduğu aşk aslında insanın Allah’a duyduğu aşkın bin yansımasıdır. yani insan başka bir insana aşık olduğunda Allah’ın o insanın varlığında vücut bulan güzelliğine aşık olmuş olur, fakat bunun farkında değildir. Aşka aşık olmak işte bunun farkına varmak yani asıl güzelliğin kaynağına, yani Allah’a aşık olmaktır.. artık arayış sona ermiş ve aşık olacak en güzeli daha doğrusu aşkın kaynağını bulmuş olursun.buna en güzel örnek leyla mecnun hikayesidir. basit şekliyle bilindiği üzere mecnun leylaya aşık olur ve bu aşkına kavuşamadığı için aklını kaçırır. olayın farsça divanlarda yansıyan orjinali biraz farklıdır. mecnun leylaya aşık olur ve aşkına kavuşamaz. kendisini çöllere vurur… burda aşkı leylayı ve aşkın özünü düşünürken gerçek aşkının leyla olmadığını, gerçek aşkın mevla aşkı olduğunu farkeder…leyladan geçme faslındayım mevlayı bulma yollarında dedikleri budur…mecnunun bu hali görenler tarafından delirdiğine yorulur ve bu durum leylaya haber verilir. Leyla mecnunu bulduğunda mecnun leylayı tanımaz çünkü artık onun gözünde aşık olunacak kişi yoktur, doğrudan aşk vardır.Bunun bir ileri noktası enel hak yani aşkınla bir olmaktır. yani Allah’la bir olmaktır. yaşamında sadece Allah’ı görürsün. dünyada neye bakarsan baktığın nesnenin nesnel görüntüsünü değil, doğrudan yaratıcının o nesnede vücut bulan sıfatını görürsün.. bununda örneği hallac-ı mansurdur… hallac-ı mansur bu son noktaya ulaşmış ve enel hak demiştir. sorduklarında sen kimsin diye enel hak demiştir. (enel hak , arapça ben hakkım yani ben Allah’ım demektir.)bunun üzerine idam edilmiş ve akan kanı döküldüğünde yerde enel hak yazarak iz bırakmıştır…yani o aşka aşık olmak tasavvufta hakla birleşmeden önce geçilmesi gereken ve dünyevi aşktan uhrevi aşka ulaşabilmektir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s