İBaDeTLeRiMiZDeN NeDeN ZeVK ALaMıYoRuZ ?


https://i2.wp.com/galeri.milliyet.com.tr/2006/9/26Dunyadan_Ramazan_fotograflari/9.jpg


Öncelikle bilinmesi gereken; insan yaratılış gayesi olan ibâdeti zevk almak
için değil sadece Allah (cc) rızası için yapmalıdır. İbâdetten zevk alınmaması
ibâdetin terki için geçerli bir sebep olamaz. İbâdet lezzetine engel olan
manevi hastalıklardan ve ilaçlarından bir kaçını şöyle sıralayabiliriz…

GÜNAHLAR
İMAN ZAYIFLIĞINA SEBEP OLDUĞU GİBİ  İBÂDETTEN LEZZET ALMAYA DA ENGEL OLUR

“Mü’minin
işlediği her günah kalbinde siyah bir nokta meydana getirir. Tevbe edip
kötülükten sıyrılarak af dileyince, o siyah nokta kalbinden silinir. Eğer
günaha günah eklerse siyah noktalar çoğalıp kalbini kaplar.”(Buhari)

Nasıl ki hasta bir
insan yediği ve içtiği şeylerden tam lezzet alamaz. Ve lezzet alamaması ona
sıkıntı verir. Hastalığını tedavi edecek doktor ve ilaca ihtiyaç duyar.

Bunun gibi günahların
tekrar tekrar işlenmesiyle de imanın merkezi olan kalpte siyah noktalar oluşur.
Bu durumda imanı zayıfladığı için insan yaptığı ibâdetlerden tam zevk
alamaz.    

Bu halin tedavisi ise
pişmanlık duyarak sürekli tevbe ve istiğfar getirmektir. Tevbe; işlenen günahı
terk etmek ve bir daha o günaha dönmemektir. Pişmanlık ise; hem o günahı terk
etmek, hem de bir daha o günaha dönmemeye bir niyettir.

“Gerçek
tevbe günahı işlediğin anda pişmanlık duyman, Allah’dan (cc) affını dilemen
sonra da o günahı bir daha hiç işlememendir.”
(İbni Ebi Hatim)

DÜNYA
İŞLERİYLE ÇOK MEŞGUL OLMAK İBÂDETTEN LEZZET ALMAYA ENGELDİR

 “Dünyanın
bolluğu sizi Allah’a (cc) ibâdetten meşgul etmiştir. Âdemoğlu durmadan “malım
malım” diye tepiniyor. Ey âdemoğlu! Acaba senin malından senin yiyip
bitirdiğin, giyip eskittiğin veya sadaka verip ebediyen defterine yazdırdığın
başka bir şey var mı?” (Müslim)

Zamanının çoğunu dünya
işlerine yoğunlaşarak geçiren bir insan yaptığı ibâdete gerektiği şekilde
kendini veremez. Çünkü akıl, kalp ve beden dünya işleriyle meşgul olmağa
alışır. İbâdete ayırdığı o kısacık vakitte de ruhu arzu ettiği zevki alamaz.
 

Hâlbuki insana verilen
ömür, dünyanın geçici rahatını temin etmek için değil, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını
kazanıp cennete girmek içindir.

RİYA
İBÂDETİN LEZZETİNİ ALIR

“Ki
onlar namazlarından gaflet edenlerdir (ona ehemmiyet vermezler). Onlar ki
riyakarlık (gösteriş için ibâdet) ederler.”(Maun 5-6)

Riya, bir iyiliği veya
güzel bir ameli Allah’ın (cc) rızasını kazanmak niyetiyle değil de, insanların
beğenisi için yapmaya denir. Ayrıca kulun, ibâdetinde sevap umudunu ve ceza
korkusunu taşıması da riyadır.

Riya, çok gizli olduğu
için fark edilemeyebilir. Fakat bazı alametleri vardır. En açık alameti,
insanların kendisinin yaptığı ibâdetten haberdar olmalarını istemesidir. Diğer
bir alameti de çıkar beklentisi, sevgi kazanmak ve takdir toplamak hevesidir.

Resûlullah (asm)
buyurdular ki: “Şehit, âlim ve zengin kıyamet gününde Cenâb-ı Hakkın huzuruna
getirilir. Allah (cc) şehide: “Niçin öldürüldüğünü sorar.” O da senin yolunda
cihatla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım der. Cenâb-ı Hak ona: “
Yalan söylüyorsun. Bilakis sen “falanca cesurdur” desinler diye düşündün ve bu
da söylendi” buyurur. Sonra mal sahibi getirilir. Allah (cc) ona: “Sana
verdiğimle ne amelde bulundun?” diye sorar. Mal sahibi de: “sıla-i rahimde
bulunur ve senin yolunda harcardım” der. Allah (cc) da ona: “Yalan söylüyorsun,
bilakis sen “falanca cömerttir” desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi”
der. Sonra da Cenâb-ı Hakkın huzuruna ilim öğrenen, öğreten ve Kur’ân okuyan
kimse getirilir. Allah (cc) ona: “Bu nimetlerim karşılığında ne amel yaptın”
diye sorar. O da: “ ilim öğrendim, başkalarına da öğrettim, rızan için Kur’ân
okudum ” der. Cenâb-ı Hak da ona: “Yalan söyledin, insanlar sana hürmet
etsinler diye ilim öğrettin böylelikle karşılığını aldın” der. Daha sonra
emredilir bu üç kişi yüzükoyun sürüklenerek cehennem ateşine atılır. (Buhari,
Müslim)

İşte bu sebeplerdendir
ki riya ibâdetin makbuliyetini kaldıracağı gibi manevi lezzetini de alır.

İbâdet eden kişi
riyadan kurtulmak için, öncelikle niyetini kontrol etmelidir. Yani ibâdetini
kimi razı etmek için yaptığını düşünmelidir.

Bir Müslüman da
ibâdetlerini ihlâs ile yapmakla mükelleftir. İhlâs ise sadece Allah’ın (cc)
rızasını esas tutmak demektir.   

İbâdetiyle sevgi ve
takdir beklentisi içinde olan insan bilmelidir ki: Allah (cc) insana bir şey
vermedikten sonra gösteriş yaptığı insanlar ona hiçbir şey veremez.

HARAM
VE ŞÜPHELİ ŞEYLER YEMEK İBÂDETİN MAKBULİYETİNE ENGEL OLUR

Bir Müslüman yediği
gıdaların maddi temizliğine dikkat ettiği gibi manevi temizliğine de dikkat
etmelidir. Manevi temizlik haram ve şüpheli şeylerden kaçınmakla olur. Çünkü
bunlar insanın yaptığı ibâdetin makbuliyetine ve zevk almasına büyük bir
engeldir. “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanlardan
helal ve temiz olanlarını yiyin” (Bakara 168
) âyeti Resûlullah’ın (asm)
yanında okununca Sa’d bin Ebi Vakkas ayağa kalktı ve:  “Ya Resulallah
Allah’a (cc) beni duası makbul kimse yapması için dua et” dedi. Bunun üzerine
Resûlullah (asm): “Ya Sa’d! Helal ye duan makbul
olur. Muhammed’i kudret ve iradesiyle yaşatan Allah’a(cc) yemin ederim ki,
midesine haram bir lokma indiren kulun kırk gün hiçbir ameli kabul edilmez.
Bünyesi haramla beslenen bir kula en layık olan şey cehennemdir.” buyurdu.
(Taberani)

Helal açıktır. Haram da açıktır, aralarında
şüpheli şeyler vardır. Şüpheliyi bırakan elbet haramı bırakır, şüpheliye
cesaret eden harama yaklaşmış olur. Haramlar, günahlar Allah’ın (cc) korusu,
yasak yeridir. Burada yani yasak bölge yakınında koyun güden çoban yasağa
yaklaşmış olur ki, içine girmesi muhtemeldir.”
(Buhari)

Şüpheli gıdalar haram
ya da helal olduğu belli olmayanlardır. Kırk gün şüpheli şeylerden yiyen
kimsenin kalbi kararır. İbâdetteki lezzeti hissedemez.    

Yahya bin Muazz el
Razi (ra) der ki: “İbâdet Cenâb-ı Hakkın hazinesinde gömülü, değerli bir
kilitle kilitli mücevherdir. Bu hazinenin anahtarı duadır. Dişleri helal
lokmadır. Dişleri olmayan bir anahtar nasıl kapıyı açamıyorsa hazinenin
içindeki mücevhere (ibâdetin sevabına) ermek ve hazineyi açmak için helal lokma
anahtarı lazımdır.”

Her Müslümanın
yediğinin ve içtiğinin helal olduğuna dikkat etmesi farzdır. Buna dikkat ettiği
sürece ruhu haramlardan temizlenir ve ibâdetteki lezzeti hisseder.

İNSANIN
KENDİSİYLE BERABER YARATILAN HER ŞEYİN İBÂDET ETTİĞİNİ DÜŞÜNMEMESİ İBÂDET
LEZZETİNİ NOKSANLAŞTIRIR

Meleklerin, cinlerin,
insanların, hayvan ve bitkilerin kendi lisan ve kabiliyetlerine göre yaptıkları
büyük bir ibâdet kâinattan toplu olarak Allah’a (cc) gider. Fakat insan bu
büyük ibâdeti kendi ibâdeti esnasında aklına getirmez. Böylece ibâdetten aldığı
lezzet noksanlaşır.

Mesela bir Müslümanın
farklı dilden, ırktan, memleketten olan diğer bütün Müslümanlarla aynı Rabbe,
aynı kıbleye yönelmesini ve aynı hareketleri yapmasını düşünmek gönüllede
kuvvetli bir bağ oluşturur. Bu kuvvetli bağı hissederek ibâdet edilmelidir ki
lezzet alınsın.

Melekler de insanların
her ibâdetinde onlarla birliktedirler. Bunu şu hadis-i şeriften anlıyoruz: “Namaz kılanlarla birlikte ‘Fatiha suresinin’ bitiminde
‘âmin’ demekle, her gün sabah ve ikindi namazlarında mü’minlerle birlikte
olmakla, Kur’ân okurken yeryüzüne inmekle, sokakları ve yolları dolaşıp zikir,
Kur’ân ve ilim meclislerini arayıp bulmakla, mü’minlere özellikle bilgin olan
mü’minlere rahmet okumakla, sadece Allah’a (cc) hamd ve secde etmekle görevli
melekler vardır.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)
buyrulmaktadır.

Hayvanlar ve bitkiler
ise adeta insanların namaz kılmasına iştirak ederler. Mesela ağaçların dik
durması namazdaki kıyam gibidir. Dört ayaklı hayvanların durumu rüku’a benzer.
Sürüngen hayvanlar ise sanki secde vaziyetindedirler. Ayrıca her hayvan ve
bitkinin kendine has zikir ve tesbihleri vardır.  

İnsan ibâdet esnasında
kâinatın da kendisiyle beraber ibâdet ettiğini düşündüğünde ibâdetteki harika
lezzeti fevkalade hissedecektir.

Hususen namazların
cemaatle kılınması, Ramazan ayında Kur’ân’ın birlikte hatmedilmesi, ilim
meclislerinin oluşturulması insanda yaratılan her şeyin kendisiyle beraber
ibâdet ettiğini hatırlatır.

“İki kişi
bir kişiden hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden hayırlıdır. Cemaat olunuz! 
Muhakkak ki Allah’ın yardım eli cemaatle beraberdir.” (Kenzu’l-Ummal)

İBÂDETİN
KIYMETİNİ BİLMEMEK İBÂDETTEN ZEVK ALMAYA ENGELDİR

İnsan ibâdetin
kıymetini, neden ve nasıl yapılması gerektiğini bilmediğinde ibâdetten hakkıyla
lezzet alamaz. İmam-ı Şafii hazretleri: “İlmiyle Allah’a (cc) itaat eden,
ibâdetinin manevi zevkine erer.”  buyurmuştur. Demek ibâdetten feyiz ve
lezzet almak için ilim esastır.

https://i2.wp.com/img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL’A BAS SENiN OLSUN.

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s