HuZuRuN ANaHTaRı !


Bütün insanlar için geçerli
olan mutluluk dizaynı, kişiyle Allah arasında gerçekleşir. Ne zaman? Ne zaman
siz kendinizden yana değil de, başkasından yanaysanız, o zaman Allah’tan
yanasınız demektir. İşte
Allahû
Teâlâ, insanı mutlu etmek için, bütün insanların bu formülü kullanmalarını
istiyor; Allah’tan yana olmak.
Öyleyse saadet dediğimiz, mutluluk dediğimiz şey,
bütün insanlar için başkalarından yana olmaktır. Öyleyse eğer siz kendinize düşeni
yaparsanız, herşey en güzel standartlarda cereyan edecektir.

Şunu bilmenizi istiyorum.
Kim mutsuz hissediyorsa kendisini, o kendi nefsindeki kendinden yana olmak
talebi yüzünden mutsuzdur. Yoksa Allahû Teâlâ’nın indinde O’nun mutlu etmek
istemediği hiçbir kimse yoktur.

İnsanlar cemaat halinde yaşayan
mahlûklar olarak yaratılmış. Herkes cemaatin bir parçası ve herkesin, herkese
ihtiyacı var. Hepimiz başkalarının yaptıklarına muhtacız. Öyleyse herkes, başkalarıyla
olan ilişkilerinde her şeyin en güzeline ulaşmak üzere harekete geçtiği zaman,
yani kendini başkalarının mutluluğuna adadığı zaman, vakfettiği zaman hem mutlu
edecek hem mutlu olacaktır. Sadece bir tek hedef olabilir. Bu hedefe dikkatle
bakınız: Hedef, Allah için yaşamak. Kim böyle bir hedefin sahibiyse, o hedefin
sahibi olan kişi kendisini Allah’a vakfetmiş kişidir.

Öyleyse hep nefsiniz başka
insanları hedef gösterir. "İşte ben mutsuzum ama falanca bana şöyle şöyle
davrandığı için. O kişi bana bir iyi davransa, ben derhal mutlu olacağım."
Hep böyle düşünür insanlar. Aslında mutlu olamazlar. Mutlu olmaları ne yazık
ki; mümkün değil. Ne zaman hatayı kendinizde değil de başkalarında arıyorsanız,
bunu aradığınız andan itibaren, Allah’ın size sunduğu bir güzelliği reddetmiş,
geriye çevirmiş oluyorsunuz. Hep kendinize bakmak mecburiyetindesiniz. Her şeyin
merkezinde sizler varsınız. Herkes kendi dünyasının sahibi, kâinatının
sahibidir. Herkes kendi âleminin merkezindedir.

Allahû Teâlâ için bakınız İbrâhîm
Hakkı Hazretleri ne söylüyor:
 

Hakk şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Görelim Mevlâm neyler,
Neylerse güzel eyler.

Allahû Tealâ’nın dizaynı, işte
böyle bir dizayn. Biz insanlar için söz konusu olan şey, bu güzellikleri yaşamaktır.
Öyleyse Allahû Teâlâ bütünüyle en güzeli yapıyor demektir. O hiç kimsenin
mutsuz olmasını istemez. Ama insanlar adeta "kör kör parmağım gözüne"
diyerek kendisine düşen muhtevayı gerçekleştirmezler ve ondan sonra da başkalarına
bağlı olarak bir mutsuzluk mesajı verirler. Görüşleri odur ki; kendilerinde hiç
hata yoktur. Bütün hatalar, etraflarındaki başka insanlara aittir ve başkaları
yüzünden de onlar mutsuz olmaktadırlar. Aslında bu muhtevaya baktığımız zaman şunu
görüyoruz ki; hiç kimse aslında kendisinin dışında başka bir mihraktan mutsuz
olmaz.

Öyleyse dizaynın her
noktasında, hayatınızın her saniyesinde mutluluğun veya mutsuzluğun mimarı olan
hareketler vardır. Sadece kendimiz varız. Gerçekten başkalarının vücuda
getireceği kötü davranışlar, size bir an tesir edecektir. Ama biz başkalarının
davranışlarına, hatalarına en güzel davranışlarla cevap verdiğimiz zaman, o zaman
kesin görürüz ki orada bir bütün oluşur. Biz başkalarının kötü davranışlarından
etkilenmeyen bir dizaynı gerçekleştirmek mecburiyetindeyiz. Herkes yanlış
davranışta bulunabilir. İşte o davranışları mutluluk sağlayacak olan temeller
olarak kabul ettiğimiz zaman, mutluluğa ulaşabiliriz. O Allah’a değil de, başka
insanlara dayalı bir mutluluk sembolüdür. Arkasında başka bir insan yok, bize
kötü davranan insan yok. Biz varız. Allahû Teâlâ buyuruyor ki; "Olaylar
önemli değildir, önemli olan olaylardan aldığınız etkidir. Olayların sizin
üzerinizdeki tesiridir."

Öyleyse böyle bir dizaynı,
mutsuzluk dizaynını mutluluğa dönüştürmek elinizdedir.

Size kötü davranana iyi
davranmayı başarabiliyor muyuz? Bunu hiç deniyor muyuz? Yoksa "Ben bu yükü
taşıyamam." mı diyoruz? Yani eşler anlaşamıyor ve bir de bakıyorsunuz
"Ayrılmak istiyorum." diye bitiriyor konuyu. Ama biraz sabretmek ve
kendisini mutsuz eden karşı tarafa, bir süre en iyi davranışlarda bulunarak bir
beraberliğin devamı imkânını sağlamak söz konusu olmalıdır. Etrafımızdaki
herkes bize karşı hatalı da sadece biz mi hatasızız? İnsanlar belli bir dizayn
içerisinde yaşarlar, etraflarında hep başka insanlar vardır. Ama insanların
büyük kısmı mutsuz.

Hiç kimse başkaları
sebebiyle mutsuz olamaz. Kim mutsuzsa bilin ki o, hayatını başkaları için
harcamak istemeyen, başkalarından bir şeyler bekleyen bir insan.

Yoksa hanginiz başkalarına
mutluluk vermek üzere harekete geçerseniz, o noktadan itibaren mutsuz olmanız
mümkün değildir. Dikkat edin ki; sizi mutsuz kılacak olan şey, sizin başkalarının
davranışlarından negatif etkilenmenizdir. Her şeyin en güzel olduğu bir
dizaynda insan, "Rabbena, hep bana" diyorsa, nefsini ön plana
çıkarmak istiyorsa ve arkasından da mutsuz oluyorsa bu, eşyanın tabiatına son
derece uygun bir sonuçtur. O kişi, kendi mutluluğunun mimarı olmamıştır. O kişi,
hep başkalarından bir şeyler bekler. Başkaları, kendisine iyi davranmadıkça
mutsuz olan ve de mutsuzluğun arkasında hep başkalarını arayan biri var.

Biz insanlar genellikle
neden başkalarının bize kötü davrandığını anlayamayız. Bize göre hiçbir
kabahatimiz yoktur. Herkes hatalıdır ama biz asla hatalı değilizdir. Ve mutsuz
olduğumuz zaman da, "Bizim hatalarımızdan kaynaklanan bir mutsuzluk değildir
bu." diye düşünürüz. Herkes size kötü davranıyor. Eğer etrafınızdaki
insanlar size kötü davranıyorsa, bunda hiç mi sizin rolünüz yok? Hiç kimse %100
haklı ve hiç kimse %100 haksız değildir.

Bütün insanlar bir etkileşim
alanı içindedirler. Karşılıklı münasebetlerinde devamlı bir etkileşim söz
konusudur. Siz başkalarına nasıl davranıyorsanız, onlardan da o istikamette bir
cevap alırsınız. Eğer kötü davranıyorsanız, onlar da size kötü cevap
verecektir. Bir insanın bir davranışından üzüntü duydunuz, etkilendiniz ve o kişiye
iyi davranmamaya başladınız. Peki, siz iyi davranmadığınız halde karşı taraf
size iyi davranmak mecburiyetinde mi?

Öyleyse dizaynı bütün
insanlar için başka bir açıdan, Allah açısından değerlendirmek
mecburiyetindeyiz. Biz hayatımızı başkalarına vakfettiğimiz zaman, başkaları
için yaşadığımız zaman, bize mutluluğu verecek olan o insanlar değildir;
Allah’tır. "Eğer inanıyorsanız, Bana güvenin. Bana güveniyorsanız en
kuvvetli sizsiniz"; böyle söylüyor Allahû Teâlâ. Öyleyse şunu deneyip hemen
yakalamak lâzım: Eğer biz başkalarından yana olursak, eğer biz hayatımızı her
gün, zamanın bütün parçalarında, başkalarının mutluluğu için harcıyorsak, bu
istikamette tüketiyorsak hayatımızı, o zaman Allah’ın bize devamlı mutluluk sağladığını
göreceğiz.

O zaman kesin olarak emin
olunuz ki; hayır, Allahû Teâlâ ile olan ilişkilerinizde, mutluluğu başkalarına
mutsuzluk vererek yaşamanız mümkün değildir. Kendimizden yana olduğumuz sürece
hep mutsuz bir insan olmak mecburiyetindeyiz. Ne zaman başkalarından yana
olabilirsek, o zaman her şeyin en güzele dönüşeceğini görürüz. İşte, böyle bir
dizayn söz konusu. Herkes için güzellikler, hayatının her saniyesinde yaşanabilir.
Allahû Teâlâ’nın vücuda getirdiği herşey, sizin mutluluğunuzun bir parçasıdır.
Onun için vücuda getirilmiştir.

Allahû Teâlâ herkesin mutlu
olmasını ister. Bunu sağlamak üzere insanları yaratmıştır. Hepimiz koskoca bir
kâinat makinesinin bir dişlisiyiz. Bu muhteşem makinaya paralel bir uyum
içerisinde, hayatımızı idame ettirmek mecburiyetindeyiz. Böyle bir hedefe
varmanınsa, yegâne dizaynı; kişinin başkalarına bir şeyler vermek üzere, (bunun
için) yaşamasıdır. Bunu yaptığınız an, Allahû Teâlâ’dan size mutlaka saadet ulaşır
ve böyle devam ettiğiniz sürece, hiç kimse mutluluğunuzu bozamaz. Çünkü siz
kendinizi başkalarına adadıkça, başka insanların size yaptığı kötülükler, sizin
gözünüze görünmez. Siz onlarla, kötülük yapanlarla meşgul değilsiniz. Biz
birilerine, belki de bizatihi o kötülük yapanlara iyilik etmeyi, kendimize
hedef ittihaz etmişsek, onların mutluluğu için yaşamaya başlamışsak, onların
bize davranışları bizi negatif etkileyemez. Biz onun tamamen dışında kalırız.

Öyleyse herşey, bizim öyle
bir davranış biçimi sergilememize bağlı ki, burada kendimiz için yaşamamak var.
Dışımızdaki herkes için yaşamak var. Etrafınızdaki insanların her birisi, sizin
mutluluğunuzun bir vesilesidir, bir kapısıdır. Onlara ulaştırabileceğiniz
mutluluk kadar siz mutlu olursunuz. Bu öyle bir yüce perspektiftir ki; başlangıcından
sonuna kadar başkalarına hizmet etmek için yaşadığınız bütün zaman parçalarında
siz mutlu bir insansınız. Başkalarının size kötü davranması umurunuzda bile
olmaz. Onları görmezsiniz bile, farkına bile varmazsınız. Yeter ki siz
kendinizi başka insanlara mutluluk vermeye adayın

BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSN YORUM YAZ BLOG AL’A BAS SENiN OLSUN.

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to HuZuRuN ANaHTaRı !

  1. . dedi ki:

    slm hayırlı sabahlar  bloğ cok güzel biraz kısa olsa diyorum akılda daha cok kalır ve okunması kolay olur 🙂
     slm ve saygılarımla a.e.o.

  2. ๑۩۞۩๑ GÜLİ RANA ๑۩۞۩๑ dedi ki:

    SELAMÜN ALEYKÜM KARDEŞİM ALLAH RAZI OLSUN ÇOK HO BIR YAZI
    HAYIRLI GÜNLER HAYIRLI HAFTALAR SELAM VE DUA İLE

  3. RıZa BeRKaN dedi ki:

    Kalbin katılaşmaya toplandığı bir anda çatlıyor gökyüzü. Acı çekiyor kalp… Kıvranıyor… Kıvranıyor uçurumlarında hayatın… Kıyılara çarpıp-çarpıp geri dönmeye yüz tutuyor…Allah’ım…Senin olduğun kalp, kaldırabilir mi bu ruh çöküşünü? Huzura ayarlı kalbimiz çatlamamak için ne kadar fazla tutabilirki ayakta kendini?Her şey susuyor…Kapatın gökyüzünün bütün ışıklarını. Çekin yaşama bakan gözlerinize kalından perdeleri. Kabre girer gibi girin kalbinize. Ölür gibi yaşadığınızı fark edin. Ve çekin nefes alıp-vermekten kendinizin yaşam fişinizi. Bitin bir anda.Her şeyin bittiği, kül olduğu noktada, rahmet, bir umman gibi ruhumuzda açılıyor… Açılıyor elimizin Kuran’a gittiği kulluk makamında.Sinemizde Kuran okunuyor…Kalbimiz, bir pınara karışan çorak bir toprak kadar gevşiyor… Kuran okunuyor kalbimize. Çözülüyor ruhumuza atılan düğümler bir-bir. Allah, kulluk makamında şerefli eyliyor benliğimiziİşte ferah kapısı… İşte huzurun aynası, huzurun anahtarı…Bunca ayetten uzak yaşamlar dökülürken sokaklara, insanlar kirlendiklerinin farkına varmazken bile, bunca kalp mahrumken yaratan Rabb’in seslenşlerinin ışığından, nasıl buhranlara kapılmasın ki ruhlar? Adresine varamayan bir parça gibi nasıl bocalamasın ki?… Nasıl huzuru tatmış olabilsin ki insan, gerçekten? Hangi mutluluk kalıcı olabilir, hangi şey bulmuş olabilir vücutta kendini, hangi sevinç ebediyete kavuşturur başka, ilahi seslenişten? Nasıl geçici olmasın ki tüm zevkler?…Kuran, kara bulaşmış yüzümüzü temizliyor…Kuran, billur gibi ışıldıyor ruhumuzun teninde… Kuran ruhumuzda geziniyor inceden…Ne çok ihtiyacımız varmış, ne çok uzak kalmışız Rabbimizden… Sahi, bizimle konuşması için huzuruna geçmeyeli çok utanmalarımız çoğalmış… Ölümün eşiğinden dönen bir pişmanlık abidesi kadar hüsran dolu imiş meğer ceplerimiz…Dağlar kadar büyük günahımız olduğunu düşünmemiz gerektiği söylenirken, acizliğin insanı kudret sahibine karşı nasıl eğdiğini bulmamız istenmiş… -Acizlik, yükselmenin merkezi bir kul için. Acizlik ki, insanı arkasına bakmakta ileriyi düzenletir, bulunduğu noktada insanı tertip eder, geleceğe baktırdığında ahreti işaret eder insanın kendisine.Bir-bir çözülür işte düğümler… Kuranın insana indirilmiş ‘Allah sözü’ eteğinde kulun iyiliğini isteyen her hitap, iyileştirir bütün yaraları… Diri kılar insanı… Sen de biliyorsun, her şeyi en güzel şekliyle serer insanın ayaklarının uçlarına Rahman… O’na ihtiyacının olması bundan…Hissediyorum…Ruhum iliklerimden açıldı.Allah’ım… En çok söylemek istediğim şey sana; Seni seviyor, Seni seviyor, Seni seviyorum…Belkıs TUNÇAY

  4. ahmed dedi ki:

    Oltalar atılmada denize Denizin bağrı balıkların ağzı yarılmada İnsan ise avlanmanın derdinde Avlanan balık, avlayan ise, insan mı gerçekte de? Zaman geçiyor; balıklar avlanırken, oltalar atılırken, ben yazarken zaman geçiyor; asırlar, devirler devriliyor Ve insan "Ve’l asr! İnnel-insane lefî husr: Asr’a yemin olsun ki, insan muhakkak büyük bir hüsrân içindedir." "Fe eyne tezhebûn: Nereye gidiyorsunuz?" Ve insan hep aynı Sürûruyla, hüznüyle, dermanıyla, derdiyle, hırsıyla, kanaatiyle… Ve insan, hep aynı tezatların içinde… Öyleyse değişen ne? Sadece asr mı? Öyleyse değişen sadece dünyanın şekli mi?! Asr-ı saâdet arıyor asırlar! Ya insan bu arayışın neresinde?! " Zamanın neresinden tuttun?" diye sorarken kendime, yine kaçırıyorum ânı elimden, akıp giden nâzenin bir ipek misâli Soruyorlar Üveys el-Karânî’ye: " Nedir sabrettiren, seni sabaha kadar uykusuz?" Cevap zamanı aşarak, zamanı "hiç"leyerek geliyor. " Daha Sübhân’ı zikredemeden secdemde gece bitiyor!.." Yetmeyen, tükenen zaman değil aslında; insan Yüreklerimiz tükeniyor, ruhlarımız yitiyor bu hengâmede Mesele, zamana: " Geç git, ben buradayım! Ben sende yokum, sen geç git!" diyebilmede Ve geçip gitmesine rağmen o saâdet asrına erişebilmede "Allâh’ı anarken eritsem ânı, Geç git, ey dünya!.." desem Çevremde olup bitenler, mekânla sınırlı kalsa ve ben gönlümde mekânsızlığı bulsam.. Allâh’ın evi olan mekânsızlığı ve gönlümü seyretsem sadece… Sığınağım; altmış üç yıla yüz yirmi dört bin peygamberin hülâsasını sığdıran Nebî! Mîraçta geçmişi, ânı, geleceği cemr’eden Sevgili sallâllâhu aleyhi ve sellem Şu yaşadığımız devrin ötesine geçip Seni sallâllâhu aleyhi ve sellem ve Seni Seçeni -celle celâlühû- bulmak, ölümden evvel mevtâ olmak nasip olur mu?! Her türlü dertten, dermandan, hırstan ve hatta kanaatten felâha ermek sadece seçilenlere mi has yoksa? "Ey Rabbim! Eğer Senin merhametini yalnız sâlihlerin ümîd etmesi gerekiyorsa mücrimler kime sığınsınlar? Ey yüce Allâh’ım, eğer Sen yalnız has kullarını kabul ediyorsan, mücrimler kime gidip yakarsınlar?" (Hz. Mevlânâ) Ey güzel Allâh’ım!.. Şu hayatı, dünya imtihanını aşıp Zât’ına varabilmeyi, Zât’ına varışın, kullarının katında da vesîlesi olabilmeyi nasip et! Zamanı varlığında yaşayıp yaşatanlardan olmayı ihsân et! Şüphesiz Sen ihsanı bol olan, Sana yöneleni Sensiz bırakmayansın..Âmin… selam ve dua ile kardeşim RıZA BERKAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s