Konuşup da Gönül Kırmaktansa Susmayı Tercih Ederiz.


Aman kırılmasın
 hatta tozlanmasın diye özen gösterdiğimiz değerli bir kristali düşürüp kırdığımız zaman asıl kırılan
kendi gönlümüz, incinen kendi ruhumuzdur.

Başkalarının ya da yakınlarımızın suçlayan bakışlarından çok kendi anılarımızın yıkılışı, yok oluşu üzüntü verir.

Siz, ta “bezm-i elest”te yani ezeldeki, o yalnızca ruhların bulunduğu mecliste Rabbinize verdiğiniz sözün lezzetiyle şu fani hayatınızı yaşayamazsanız, manevi değerleri ön plana çıkaramazsanız kendinizi anlatacak bir zemin ve ortam bulamazsınız. 


Çok açık konu
şmak zorunda kaldığınız zaman da işin tadı kaçmış olur ve mutlaka yanlış yorumlanırsınız.

Kendinize de çevrenize de istemeden acı vermiş olursunuz.


Bir gönül adamı da kendini tanımlamak zorunda kalışının ıstırabını şöyle dile getirmiş:

“Sanman bizi kim şire-i engür ile mestiz

Biz ehli harabattanız mest-i elestiz.”

Ruhi Bağdadi, terkib-i bendinin hemen başında “biz”i böyle
anlatıyor.

“Bizi üzüm şırası ile serhoş olmuş sanmayın!

Biz gönül ehliyiz, elest meclisindeki mana ile mest olmuşuz.” diyor.


Hicranımızı iyi anlatamıyorsak bu mahcup yaratılışımızdandır.

Kimse suskunluğumuzu tükenmişliğimize vermesin.

Konuşup da gönül kırmaktansa susmayı tercih ederiz.

”Biz gönül ehliyiz”işte sözün özü, olabilmekse en zoru…

Hayata insana dair bir bakış açısı sanırım en doğrusu…

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Konuşup da Gönül Kırmaktansa Susmayı Tercih Ederiz.

  1. Semra dedi ki:

    Mevlana rahimehullah’in bir sozu geliyor aklima;Tartisan iki kisiden biri ," Bana bir soyle BiN karsilik alirsin" deyince Mevlana hazretleri Ona donuyor ve "Ne soyleyeceksen bana soyle, vallahi BiN soylesen BiR karsilik bile alamazsin" diyor..
     
    Siddiki Ekber rah. , dilinin altina tas koyarmış kalp kırmamak ,çok ve boş konuşmamak için……
    Kim benim veli kullarımdan birisine düşmanlık ederse, ben o kimseyi harp ilan eder; dostumun intikamını alırım.ALLAH’ım! İsmini söyleterek canımı al, İsmını söyleterek beni dirilt! (AMIN)
     
    Kalp  nazargâh- i ilâhî´dir". onu kirmaktan Allah´a siginirim.
    Eğer Allah’ı (c.c) hakkı ile tanısaydınız,dualarınızla dağlar yerinden oynardı". HZ.Muhammed (sav)

    Gittim ilim meclisine, ilim kıldım talep, ilim taa gerilerde kalmış, illa edep illa edep
     
    Bismillah….Kalp kırmamak için kalplerimizi yumuşatmamız lazım.vesselam
     
    Hayırlı sabahlar,hayırlı işler,helal kazançlar,selam ve dua ile…

  2. RıZa BeRKaN dedi ki:

    İnsan bazen sevecen bir davranış biçimine, sağlam bir karakter yapısına hayranlık duyar. Kendisine anlayış gösteren, yakınlık duyan bir dosta gönül verir. Hiç anlaşılmadan geçip gideceği sanılan bir meziyeti iyi değerlendiren duygulu bir kişiye tutulur kalır. Bu tutkusunu iyi anlatmasına fırsat verilmezse sıkılır, bunalır ve içinde hapsettiği güzel düşüncelerini en olmayacak şekilde dışa vurur. Bu sefer onun hakkındaki olumsuz görüşlerimizi ve -elbette- hoş bulmadığımız ifade tarzını eleştirmek için yarışırız.Acaba o, anlatmak istediği kimselere mi, yoksa kendine mi haksızlık ediyor ya da biz mi ona haksızlık ediyoruz, bilemeyiz.Ne olurdu, bıraksaydık da acı dolu içini dökse, hüzünlü duygularını anlatabilseydi. Onu mecnun gibi söyleten belki de bir ilahi aşk idi. Mansur’un (1) günahı da bu değil miydi?Ahtapotun kolları gibi bizi yakalayıp dibe çeken ve gittikçe kurtuluş umudumuzu yok eden hayatın cilveleri, iyi niyetimizi öğütüp tüketir ve bizi de iyi niyetlileri göremeyecek hale düşürür.Hele bir de saflıkları ve açık kalplilikleri yüzünden gönlünü yola serip çiğneten kişilere rastladık mı onları istediğimiz gibi yorumlama hakkını kendimizde buluruz.Evet, yerleşik kurallara uygun olarak varılan yargıları kabul etmek zorunluluğu vardır. Başkaca yapılabilecek bir şey yoktur. Şeyh Bedrettin (2) dahi hakkında verilen hükmün şeriata uygun olduğunu kendisi teslim etmiştir. Yani haklı bir karar olduğunu kabul etmiştir.Biz demek istiyoruz ki yaratılışın aslı, kökeni, maksadı sevgidir.Bir hadis-i kutside,“Ben bir gizli hazine idim. Bilinmek (sevilmek) istedim; bu alemi yarattım,” buyuruluyor.Bilinmek için, sevilmek için bilebilecek, sevebilecek bir varlık yaratmak gerek. Akıl ve gönül sahibi olan o varlığın, merkezinde bulunduğu bir alem yaratmak gerek. Bitmez, tükenmez esrarla dolu bir alem…Eğer alem o yaratığın emrine verilecekse, onda bu aklın yanında şuur, irade ve en önemlisi gönül olmalı.İşte bu gönül, yaratanla yaratılan arsında en güçlü bağdır. Onun için denilmiş:“Sakıngil yarin gönlin, sırçadır sımayasun.Sırça sınduktan girü bütün olası değül.” (3)Aman kırılmasın hatta tozlanmasın diye özen gösterdiğimiz değerli bir kristali düşürüp kırdığımız zaman asıl kırılan kendi gönlümüz, incinen kendi ruhumuzdur. Başkalarının ya da yakınlarımızın suçlayan bakışlarından çok kendi anılarımızın yıkılışı, yok oluşu üzüntü verir.Siz, ta “bezm-i elest”te yani ezeldeki, o yalnızca ruhların bulunduğu mecliste Rabbinize verdiğiniz sözün lezzetiyle şu fani hayatınızı yaşayamazsanız, manevi değerleri ön plana çıkaramazsanız kendinizi anlatacak bir zemin ve ortam bulamazsınız. Çok açık konuşmak zorunda kaldığınız zaman da işin tadı kaçmış olur ve mutlaka yanlış yorumlanırsınız. Kendinize de çevrenize de istemeden acı vermiş olursunuz.Bir gönül adamı da kendini tanımlamak zorunda kalışının ıstırabını şöyle dile getirmiş:“Sanman bizi kim şire-i engür ile mestizBiz ehli harabattanız mest-i elestiz.”Ruhi Bağdadi, terkib-i bendinin hemen başında “biz”i böyle anlatıyor.“Bizi üzüm şırası ile serhoş olmuş sanmayın! Biz gönül ehliyiz, elest meclisindeki mana ile mest olmuşuz.” diyor.Hicranımızı iyi anlatamıyorsak bu mahcup yaratılışımızdandır. Kimse suskunluğumuzu tükenmişliğimize vermesin. Konuşup da gönül kırmaktansa susmayı tercih ederiz.Özdemir ÖzsoyBilinmek sevilmek(1) Hallac-ı Mansur. Ünlü bir mutasavvıf (Hüseyin bin Mansur el Hallac el Beyzavi) “Ene’l Hak” deyişi şeriata aykırı bulunduğu için M.922 yılında Bağdat’ta öldürüldü.(2) Simavna Kadısı oğlu Bedreddin. (Fıkıh ve tasavvuf bilgini) 1417 yılında idam edildi.(3) Yunus Emre’den

  3. ...gülsultan... dedi ki:

    KALP KIRMAK ALLAH’Ü TEALA’YI İNCİTMEKTİR Kalb yani gönül, mahlûkların en üstünü, en şereflisidir. insan, insanın dışında bulunan her şeyi kendinde topladığı için, mahlûkların en kıymetlisi olduğu gibi, kalb de, insanda bulunan her şeyi kendinde topladığı için çok kıymetlidir. Kendinde çok şey bulunan, Allahü teâlâya her şeyden dahâ yakındır. Bu sebeple, küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır. Kâfirin dahi kalbini kırmamalıdır. Salih bir Müslümanın korkusu, bir başkasının kalbini kırmak, onu incitmektir. Dinini bilen ve bildiklerine uygun hareket eden sâlih bir Müslüman, ölü gibidir, hiç kimsenin kalbini kırmaz, incitmez. Zira bir ölünün,diri ile kavga ettiği hiç görülmemiştir.Allah’a emanet olun. Hayırlı günler.Esselamüaleyküm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s