Gerçeğinle Yüzleşmeye Hazır Mısın ?


Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın? Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin? Halkın sevgisini ararken, ALLAH’ın nefretinden emin misin? Kendine karşı sadakatini kaybetme… Elest
bezmindeki ahd-ü misakını unutma… Ey kendi başına buyruk nefsim! Sevdaların, korkuların, kaygıların?! Evet biraz açar mısın? Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene! Hangi limana demir attın ? Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin… Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs? Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu ?

“RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME.”

Bilmediklerine “ben bilirim” demekten vazgeçmeyecek
misin?Hala “bilmiyorum” demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin ? NEFSİM !

Kitab’a karşı neden soğuksun? Namaza neden ağırsın? Kardeşlerine niçin mesafelisin? Aktüaliteye meraklı, Ahiret’e duyarsızsın… Hangi kulvarda geziniyorsun? Başını almış nereye gidiyorsun ? Ne zaman samimi olacaksın…

Riya ile kendine zulmetme… Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin? Nefsim! Rabb’imin “Feveylun” dediğini duymuş olman lazım… Namazında kendine yazık etme… riya bulaşan namazbaşına bela olmasın… Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin… Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder. Bunu biliyorsun. Ey kendine zulmeden nefsim!

Günah işlemekte ne kadar cesursun… Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun? Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun… Düşmanını küçümsüyorsun… Nefsim! Niçin susuyorsun? Çünkü suçlusun… Haydi itiraf et… Dönsene… Gel tevbeye… Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin? Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.” Yusuf’un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun. Bak dinle Kur-an ne diyor: “Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.” (Necm- 32) Ey nefsim! Kendini güvende mi hissediyorsun? Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma’ya güvence vermemişti… “Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez.” Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var? Hz. Muhammed’in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var? Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin… Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa? Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım! Hz. Muhammed’den geriye kalan neydi?

Nefsim! Mutmain misin? Samimi misin? Haydi rabbine dön! Sen dünmek istemesende dönüş O’nadır… Sen Rabb’inden? Rabb’in senden razımı? Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme… Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.?

EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!..

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı ! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

7 Responses to Gerçeğinle Yüzleşmeye Hazır Mısın ?

  1. Semra dedi ki:

    EY NEFSİM!
    Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka bıraka koca bir ömür heder oldu. Gecelerim teheccütsüz heyecansız gündüzlerim semeresiz başarısız geçti. Acaba yarın yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?
    Ne zaman beni çevreleyen basitliklerle bağımlılıklara civciv misali küçük bir darbe vurup hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin. Olmadık desiselerle beni kandırdın. Bitmeyen isteklerle beni aldattın. Yıllardır taam (yemek), kelam (konuşma) menam (uyku) hapisanesinde, inim inim inlettin, ızdıraplarımı, bana ney gibi dinlettin. İrademi, rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın.
    Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin. Hepsini badi heva zayı ettin. Kimbilir, içinde ne hediyeler saklayan günlerin ve ayların zarfını açamama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti. İçlerinde neler sakladığını anlayamadan.
    Söyler misin; ALLAH aşkına, senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?
    İnsan süresini ağlaya ağlaya okudun. Amma o muhteşem sarayın kapılarını bir türlü aralayamadın. Kendini, kendi çevreni tanıdığın kadar tanıyamadın. Kendi içinde kendine yabancı kaldın. Kendi kendine hapisane yaptın.
    Fetih süresini okudun, bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın. Konuşma, yemek, uyku esaretinden kurtulamadın. İradeni feth edemedin. Namazla cenneti takas etmeyi çalıştın, ayetleri bir teyp gibi ezberledin amma uyguladıkların hep adetlerin oldu.
    Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud süresiyle karanlık gecelerin bir türlü aydınlatamadın. Gayreti hep birilerinden bekledin. Senin de birileri olduğunu hep unuttun.
    Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerin hayatını, uzun kış gecelerinde kıssa niyetiyle okudun. Fakat hayatındaki kışları, bir türlü baharlara çeviremedin. Çünkü onları anlayamadın.
    Yusuf’u düşündün mü hiç? Kuyu diplerini sultanlığa sıçrama rampası yaptığını, hapisaneleri nasıl medreseye çevirdiğini anlayabildin mi? Dünya ve içindeki her şey ayaklarının ucundayken hayatı istihkar edip ölümü özlemesini anlayabildin mi? Anlayamadın evet anlayamadın… onun içindir ki Yusuf’ta boğulan dünyada, boğulmak üzere ölüm çığlıkları atıyorsun.
    Ateşler içindeki İbrahim’in ateşleri bir baharistana çevirdiğini, bıçak altındaki İsmail’in yeniden doğduğunu, Sefine-i Nuh’u batırmak isteyen tufanların ancak sahili selametle çıkmasına hizmet ettiğini suikastlar içinde İsa’nın denizler ortasında, Musa’nın nasıl vuslata erdiğini anlayabildin mi?
    Anlayamadın …
    Ya çelikten duvarlara çarpmış gibi bir örümcek ağı karşısında beyinleri dumura uğrayan müşriklerin düştüğü perişan halde yatan gizli hikmeti çözebildin mi?
    Bir gergef gibi ömrünün her anın çile yumağıyla dokuyan Hz. Muhammed (S.A.V) “Ümmetim” derken sen nefsim dedin. O davam derken sen hevam dedin. O davasını yüceltirken sen hevanda cüceleştin. Onun çağları peşinden sürükleyen davasından ne yazık ki kala kala sarığı, sakalı, tesbihi, umresi, namazı kaldı. Ne yazık ki; onları da bir türlü anlayamadın.
    Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mecz edemedin. Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan kurtulamadın!
    Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altındaki ölümü çok uzaklarda zannettin. Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkında bile olamadın.
    Bir adet halinde getirdiğin beş vakit namazın aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı. Kalbine gözüne kulaklarına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların sadece midene münhasır kaldı. Oruç tuttuğunu zannettin amma, aç kaldığını anlayamadın.
    Başına taç ettiğin başörtüsü sadece başını örtebildi. Başının altındakiler ne yazık ki başörtüsünden nasibini alamadı. Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin. Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı. Kendini fark ettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin. Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın. Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun. Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın.
    Burnunun dibindeki farzları görmezden gelip, sünnet diye diye defalarca umreye gittin. Kabe’yi tavaf ettin. Yeryüzündeki iki milyar Müslüman’ın sadece kemmiyet olduğunu, bir keyfiyet olmadığını hiç düşündün mü? Düşündün mü binlerce birilerimiz varken nasıl ayrı kaldığımızı nasıl parçalandığımızı.
    Aynı camii de birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakr-u zaruretini görmezden geldin. Onu ihtiyaçları pençesinde kıvranırken, zevkle seyrettin. O kuşların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun. Dünya cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın. O lezzeti falan duayı şu kadar okuyarak alacağını zannettin. Aldandın. Elindeki elmasları birkaç şekerlemeye değişen ahmak çocukları gibi aldandın.
    Hani hepimiz mümindik, hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı. Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı. Hani bir mümin öldüğü zaman, sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi. Hani mümin yeryüzünün zinetiydi. Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi. Hani göz ağrısa, bütün vücud o acıyı içinde hissedecekti.
    Hani Hz. Ebubekir’in teslimiyeti? Hani Hz. Ömer’in destanlaşan adaleti? Hani Hz.Osman’ın dillerden düşmeyen hayası? Hani Abdurrahman gibi zenginler? Hani Ebuzer gibi fakirler hani Ensar Muhacır gibi kardeşlikte yarışanlar nerede, nerede hani? Anlayamadın. Ne yazık ki bunları anlayamadın!
    Anla artık!… Ne olur anla!Anla ki, cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil!Anla ki; cennete giden yol asfaltla döşenmemiş!Anla ki; bedelini ödemediğin hiçbir şeye sahip olamazsın!Anla ki; dünyayı bize bizler zindan ediyoruz.. ihmallerimiz, enaniyetimiz, samimiyetsizliğimiz ……Anla ki; Eyüp gibi sabır erbaini doldurmadan, Yusuf gibi kuyu diplerinde yıllarca çile çekmeden, Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden ,olmaz!
    Anla ki; İsmail’ler gibi bıçak altına yatmadan, İbrahimler gibi YA ALLAH deyip kendine ateşlere atmadan olmaz. Sefine-i Nuh gibi tufanları yara yara hedeflere gitmeden olmaz!
    Ve Anla ki; bir ömür boyu gözyaşlarını ceyhun edip alın teriyle mecz ederek ümmeti için an be an, dem be dem, çile çeken Hz. MUHAMMED (s.a.v.) gibi çekmeden olmaz!
    Ve şunu çok iyi anla ki; başkalarının hayata Aşık olduğu kadar Ölüme Aşık olmadan Olmaz!!!!!!

  2. sevgi dedi ki:

    Üsüyorum… Yüregim üsüyor… Uzun bir mektup yazmak gecti icimden bu aksam, satirlara mürekkep gibi akmak istedim, gözyaslarimla sulamak istedim kelimelere dönüsen duygularimi, en güzel renkte acsin diye beyaz sayfada yüregim…Oynatmak istedim kalemi parmaklarimin arasinda, satir satir kalbimi dökmek istedim, eritip yüregimi masanin kösesinde duran kirmizi mumun üzerine, hic sönmezcesine yazmak istedim sabaha kadar…Eridikce yanmak, yandikca erimek istedim, yazdikca satirlarda kaybolmak istedim… Uzun bir mektup yazmak gecti icimden bu aksam…Yüregimden bahsetmek istedim, kime neden kirildigimdan, kimin beni neden yanlis anladigindan, neden her aksam agladigimdan, neden sustugumdan…Yüregimdeki yaradan bahsetmek istedim…Kime yazacagim sorusu aksamin geceye dam tuttugu anda vazgecirdi beni bu fikirden…Kime yazacaktim ki…. Adres bölümüne kimin adini yazacaktim, kac kurusluk pul yapistiracaktim, hangi zarfa yüregimi sıgdiracaktim… Saat gece yarisi, kapina geldim… Yüregim üsüyor, yangin yeri yüregim… Ac ne olursun bekletme beni… Anlatamadim kendimi…Bana verdigin konusma nimetini sükrüyle eda edemedim… Bağışla beni… Anlasilmayi bekledim…Heyhat…Sen dururken neden baska kapilar caldim… Sana ne uzun bir mektup yazmam nede yanlis anlasilmaktan korkmak gerekir… Kalbimle benim aramda olan Sen degilmisin, sah damarimdan daha yakin olan Sen… Yüregim Sana ayan,her kalbimin carpmasi sana halim beyan… Beni Sen anliyorsun ya… Neyleyim dili ,neyleyim kelimeleri… Beni yalniz birakma ne olur kapina geldim bekletme beni, Yalnizlikdan cok ürküyorum, kime bel bagladiysam karanliga itti beni… Bagisla beni, artik senden baska kimseye dayamam sirtimi, asami attim Rabbim… Hakikata daldir beni… HAYIRLI CUMALAR DUA İLE..S.A.

  3. ahmed dedi ki:

    Pahalı mezarlık mı mühim, yoksa götüreceğimiz amelimiz mi?
    Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut da cehennem çukurlarından bir çukur gibi karşılar misafirini.Ancak, mezarın geleni böyle karşılaması, bulunduğu semtten, mekândan kaynaklanmaz. Gelen insanın yanında getirdiği kendi amelinden kaynaklanır bu türlü karşılayışlar. İnsanın kendi ameli kabrini, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut da cehennem çukurlarından bir çukur durumuna dönüştürür. Bu kabir ister Eyüpsultan’da olsun, isterse kimsenin bilmediği bir dağ başında, sonuç değişmez. Bu yüzden kabrin falan mevkide olması, filanların yanında bulunması mühim sayılmaz. Çünkü kabre girenin kendi ameli etkili olur kendisine. Mezar komşularının kurtarıcılığı söz konusu olmaz kendi amelinin sonucundan. Hatta insanın ana babasının hoca, hacı olmaları da tam bir etkiye sahip olmaz. Çünkü ‘İnsanı kendi ameli geriletirse, nesebi onu ilerletemez.’ hadisinin hatırlatması vardır. Ayrıca Efendimiz (sas) Hazretleri biricik kızı Fatıma validemize, "-Kızım, sakın Peygamber kızıyım diye bir ihmale maruz kalmayasın. Kim olursa olsun kendi ameliyle muhakeme olacaktır âhirette.” buyurmuş, tüm insanlığa da böyle ders vermiştir.- Bu, niçin böyle? Neden insan mezarında kendi ameliyle baş başa kalır?- Rabb’imiz âdildir de onun için. İnsanları kendi ameliyle muhakeme ve muhasebeye tabi tutar. Başkasının ne günahını yükletir kendisine, ne de sevabını. Herkes kendi günahının tutsağı, kendi sevabının sahibidir mezarında. Nitekim Rabb’imiz, "Her nefis kendi amelinin rehinesi, tutsağıdır." buyurmuştur âyetinde. İsterseniz irşad eserlerinde verilen bir misalle de bakalım konuya. İnsanın kendi ameli nasıl esastır, falan ve filan mevkideki mezarlara gömülmesi kendisini nasıl kurtarmaz bir görelim.Hacı efendinin biri mutlaka Mekke’de kalmak niyetiyle gider hacca. Ne var ki, bütün hac erkân ve ibadetlerini yapıp bitirdiği halde bir türlü hastalanıp da orada kalma ihtimali belirmez. Bu defa aklına koyar ki, bir suç işleyip yakalansın da hapse atılsın, böylece orada kalma fırsatı bulmuş olsun. Belki de bu sıralarda ölüp oradaki bir mezara gömülmeyi sağlamış olsun. Düşündüğünü tatbik etmeye yönelir, birinin bir eşyasını çalıp götürürken yakalanır. Ne var ki, bir hacının böyle bir iş yapmasını normal bulmayan eşya sahibi, bu eşya çalmanın sebebini öğrenmek için ısrar edince bizim hacı efendi çözülür: Ben der, aslında burada kalmak için işledim bu suçu! Maksadım bu kutsal topraklardaki mezara gömülmek, böylece kurtuluşumu buradaki mezarlıkta sağlamaktır. Mal sahibi maneviyatı gelişmiş biriymiş anlaşılan. Şöyle bir akıl verir kendisine. Der ki:-Sen bu gece yatağına abdestli olarak gir, ‘Bu konuda bana doğruyu göster Ya Rabb!’ diye dua ederek uyu. Bakalım ne göreceksin rüyanda, sabah gel bana da anlat.Söyleneni aynen uygular. Gece gördüğü rüya ibretlidir. Develer üzerinde bir kısım cenazeler oradaki mezarlığa getiriliyor, bir kısım cenazeler de oradan çıkarılıp başka yerlere götürülüyor. Sabah gördüğünü aynen anlatır. Muhterem Zat rüyayı şöyle yorumlar:- Gelen cenazeler memleketlerinde ölenler. Buraya layık bir amel ve ahlak içinde öldükleri için getiriliyorlar. Götürülenler de burada ölenler. Onlar da buraya layık amel ve ahlak içinde ölmedikleri için oraya götürülüyorlar. Şimdi anladın mı işin sırrını? Buradaki bir mezara konulmakla burada kalınmaz. Orada ölmekle de orada olunmaz. Herkes ameline göre muamele görür mezarında.Bilmem, bu satırlar bir şeyler söyledi mi ille de pahalı mezarlıklarda yer bulmak için uğraşan soru sahiplerine? Esas olanın iyi mezarlık değil iyi amel olduğunu anlattı mı bizlere? Nerede ölürsek ölelim, amelimizle gideriz mezarımıza bilelim. Bu yüzden söylemiş Hazreti Ebu Bekir efendimiz şu tarihî sözünü:-Kendinize mezar hazırlamayın; kendinizi mezara hazırlayın! Çünkü insanı hazırladığı mezarı değil, ömür boyu benimsediği ameli kurtarır!AHMED ŞAHİN
    selam ve dua ile kardeşim Rıza Berkan

  4. RıZa BeRKaN dedi ki:

    Nideyim Nefsim SeniBoşa geçirdim günümü, Ah nideyim nefsim seni, Yedin bitirdin ömrümü, Ah nideyim nefsim seniHainmişsin bilemedim, Hep ağlattın gülemedim, Dost yanına gelemedim, Ah nideyim nefsim seniHayrım şerrim yazılacak, Bir gün mezar kazılacak, Benzim şeklim bozulacak, Ah nideyim nefsim seniGidip geri gelemezsin, Gelip beni bulamazsın, İmanımı çalamazsın, Ah nideyim nefsim seniSeninle hep övünmüştüm, Sana nasıl güvenmiştim, Dostum diye sevinmiştim, Ah nideyim nefsim seniMiskin Yunus nideceksin, Uzun yola gideceksin, Nasıl feryat edeceksin, Ah nideyim nefsim seni.

  5. NAZO dedi ki:

    Özlemlerimiz kadar←♥―♥―♥―♥ ஐ ←♥―♥―♥―♥ ஐ Seviyorum diyebilecek kadar cesaretimiz olsun. Kalbimize sığdıramayacağımız kadar şefkatimiz Yüreğimizde saklanamayacak kadar çok gözyaşımız olsun. Hayatımıza kattığımız gürültüler kadar sessizliğimiz, Sessizliğimizde anlam bulan düşüncelerimiz kadar sesimiz, Karamsarlığımızı huzura dönüştürecek içten dualarımız olsun. Yusuf kadar iffetli nefislerimiz, Yakup kadar sabırlı bekleyişlerimiz, Meryem kadar masum duruşlarımız, Muhammed’i (s.a.s) temsil edecek kadar samimi inancımız olsun. Hayat kadar düşünülen ölümümüz, Ölüm kadar anlamlaştırılan hayatımız, Umutsuzluklarımızdan daha çok umudumuz olsun. Hırslarımız kadar sorumluluğumuz, Özlemlerimiz kadar bekleyişlerimiz, Unuttuklarımız kadar hatırladıklarımız, Umduklarımızdan daha çok bulduklarımız Bulduktan sonrada ,kaybetmeyecek kadar sevgimiz olsun. Mevla’ya ulaştığında ,günahlarından çok sevabınElini açtığında mevlaya ,utanmayacak kadar iffetinDünya neki diyecek kadar,hırsın olsunİslamiyete bir ömür değil,bin ömür verecek kadar arzun olsun…YÜREĞİNİZE SAĞLIK…SELAM VE DUA İLE…ALLAH,A EMANET OLUN..

  6. RıZa BeRKaN dedi ki:

    Ey nefsim, kış gelmeden odun kömür alırsın.Kışın soğuklarına, böyle hazırlanırsın.Halbuki Cehennemde, “Zemherîr” soğuğu var.“Hiç” kalır buna göre, dünyâ’daki soğuklar.Tedbîr alıyorsun da, kış için çok önceden,"Âhiret"i, ne için düşünmezsin ölmeden?Yoksa sen, âhiret’e îmân etmiyor musun?ALLAH’tan kork ey nefsim, “Sana yazıklar olun!”“Sonra tövbe ederim” diye düşünüyorsan,"Ölüm" ânî gelir de, olursun sonra pişmân.İstiğfâr edeceksen, bu günden etmelisin.Yarına bırakma ki, belki ölebilirsin.Bu ömrün kıymetini ne için bilmiyorsun?Biraz düşün ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!”Zannetme ki, ALLAH’ı kızdırıyor günâhın.Azâbı, bu sebepten yapıyor sanma sakın.Seni yakacak olan o “Ateş”, kendindedir.Süflî şehvetlerinden meydana gelmektedir.İçindeki ateşle kendini yakıyorsun.Öyle ise ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!”Dünyâ nîmetlerinden bir gün ayrılacaksın.Ve firâk ateşiyle, tutuşup yanacaksın.İstediğin şeyi sev, bir gün elbet yok olur.Ayrılık ateşi de, sevgin kadar çok olur.Sen bu hakîkatleri hiç mi düşünmüyorsun?Kendine gel ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!”Niçin sarılıyorsun dünyâ mâl-ü mülküne?Bu dünyâ’nın tamâmı senin olsa, hükmü ne?Zîrâ buna, Rabbimiz, “Sinek kanadı” kadar,Bir kıymet vermiyor ki, öyleyse neye yarar?Hani zenginliğiyle mağrur “Kârun” ve “Hâmân”?Şimdi acep onları var mı hiç hatırlıyan?Halbuki bu dünyâ’dan, nasîbin azdır senin.Onlar da azalmakta, bozulmakta gün be gün.Bunlar için Cenneti fedâ mı ediyorsun?Biraz utan ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!”“Müslümânım” diyorsun, bilmiyorsun dînini.Öğrenmedin namâzın farzını, sünnetini.Ahlâkın iyi değil ve kötü huyların var.Günâhların “Dağ” gibi, etmiyorsun istiğfâr.Çocuğunu döversin, hanımını üzersin.Bunların haklarını, bilmem nasıl ödersin?Bak, önünde "ölüm" var, "âhiret" var, "hesap" var.İnsanları bekliyor Cehennemde azaplar.Artık bırak gafleti, yoksa pişmân olursun.ALLAH’tan kork ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!”

  7. DeRyA dedi ki:

    :::::EY NEFSİM::::: EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Allah’in yarattigi sudan icersin, havasindan solursun, O’nun nimetlerinden yersin butun bunlara ragmen O’na isyan etmekten cekinmezsin.EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Günah islemek icin azmedersin, utanmazsin elinden geleni yaparsin ama tevbe etmek icin ayni azmi gostermezsin. Gunahinda israr edip, tevbede beklemeye kalkarsin. EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Aksama kadar bos bos konusursun, ne Islami anlatirsin ne de anlatani dinlersin. Bir de utanmadan anlatan insanlari onemsemezsin. EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Her seyi bildigini sanirsin ama hic bir sey bilmedigini anlamazsin, ilim ogrenmek istersin ama hafizani bos seylerle doldurursun ilime yer birakmazsin. EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Bilmez misin ki sana soracaklar gencligini nerde harcadin? Neler yaptin? Omrunu nerede gecirdin? Ne cevap vereceksin? EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Cenneti istedigini soylersin ama oraya girmek icin hic bir sey yapmazsin. EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Cehennemden korktugunu soylersin ama kendi oz varligini onun icine yavas yavas atmakta oldugunun farkina varmazsin. EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Oluleri gorursun devamli ama bir turlu akil edemezsin bir gun seninde olecegini.O gunun ne zaman olacagini biliyor musun? Belki bu gun, belki simdi! EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Azrail(a.s) ile karsilastiginda biraz daha dunyada kalip hayirli isler yapayim mi diyeceksin? Biliyor musun ecelin beklemeyecegini, seni ansizin yakalayacagini? EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun…Olum seni bekliyor ama sen kacmaya calisiyorsun. Nereye kadar? Azik toplayip yolculuga cikmak en dogrusu degil midir? Peki neden azik toplamiyorsun, bu dunyada neden hala ellerin bos? EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun…Her seyden korkarsin, sevilmeyecek kisileri seversin, insanlar hosnut olsun diye elinden geleni yapar, her isteklerini karsilarsin, peki O’nun isteklerini neden yapmiyorsun? Kimin rizasi icin yasiyorsun sen? EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Aksama kadar giybet ederek yedigin etler seni doyurmadi mi? Hala tika basa karnini doyurup, sehvetini arttirirsin. EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun…Dinledigin bir sarkida, izledigin bir filmde aglarsin da; Allah icin neden aglamazsin. O’nun icin gozyasi akitamayacak kadar kalbin kararmis mi?EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Muslumanim dersin ama buna sen bile zor inanirsin. Yasayisina bir bak gercekten Musluman misin? EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Gokleri delen binalara bak! Onlari yapanlar simdi iki metrelik cukurun altinda. Tedbir almazsan yarin sende onlara komsu olacaksin! EY NEFSIM ! Sana yaziklar olsun… Insanlara tesekkur etmekten cekinmezsin ama Yaradan’a nankorluk etmekten utanmazsin. EY NEFSIM ! Umulur ki tevbe kapilari kapanmadan, sen hala nefes alirken, olum melekleriyle karsilasmadan once aklini basina alir, gecici dunyayi sonsuz yurt olan ahirete tercih etmekten vazgecersin! EY NEFSIM ! En kisa zaman da ALLAH’in yarattiklarina bakip tefekkur etmeyi ogrenmelisin, O’nun istedigi yasami bilmek yetmez, onu yasamak lazim, yasamak…Sonra da yasatmak… EY NEFSIM ! NE MUTLU SANA YENILMEYENLERE, NE MUTLU SENI EZIP GECENLERE, NE MUTLU ALLAH’I RAZI EDENLERE…

DeRyA için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s