Kalbin Üstünde Titreyen Hüzün


https://i2.wp.com/img.blogcu.com/uploads/elila_dc9e5227c3819416.jpg


Kalbin Üstünde Titreyen Hüzün

Söz Başı

Bismihû.


Esirgeyen ve bağışlayan ALLAH’ın adıyla.





Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.


Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.


Önce i
ştiyak, arkadan sebat geldi.


Sözün
yaratılı
şı Züleyha‘nın yaradılışından evveldi.

Âdem, ki ona bütün
isimler ö
ğretildi.

Yûsuf‘un kaderi Züleyha‘ya tecelli.
Züleyha‘nın kaderi Yûsuf‘a tecelli.

Kuyu… Zindan…
Kuyu… Zindan…

Önce çile arkadan ihsan.

Züleyha vazgeçti mi maşukundan?

Mülk gibi söz de, ne
senin ne benim…

Cümle gibi a
şk da ne senin ne benim…
Söz de,
a
şk da,
ne benim ne senin…
Bir yaz sabahına do
ğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
a
ğustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ı
şıklı nisan yağmuru
ne kadar
ALLAH‘tansa,
mülk gibi söz de ve a
şk da

O’ndan…

"Sen" tahtına yazıcı kimi oturtsan da,
be
şerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, "gönül tahtına O’ndan özge
sultan" olmuyor.

Değil mi ki her şey
O
‘ndan,
gidecek yer yok O’ndan başka.
Gelinen yer yok O’ndan başka.

İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti
icabı.

Işık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O’ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder.

Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan
henüz neyi sevdi
ğini bilmediği böyle zamanlarda O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir :

Bir çiçeği, bir kuşu,
denizi, ya
ğmuru,
gökyüzünü, yazıyı,
yazıyı yazanı, kalemi tutanı,
bir yaratılmı
şı hasılı.
Söz gelimi Leylâ Mecnun’u,
Şirin Ferhâd’ı,

Züleyha&Yûsuf‘u sevdiğini zannedebilir.

Oysa sevmek,
en fazla, neyi sevdi
ğini
fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdi
ğini bilendir.

Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?

Her aşk O’na çıkar sonunda,

O‘ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir.


Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir,


bilmese de bu böyledir. 

Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi
görünen a
şk, aslında kendini bilmek.
İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok.
Şans sözcüğü yok lügatlerde bundan böyle.
O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok.
Ve neyi sevdi
ğini bilenle bilmeyen arasındaki fark sadece bilmenin bilincinden
ibaret.
Küçük bir bili
ş farkı.

Mülk
gibi
aşk da ALLAH‘tan.
Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O.
Tenin de O, canın da O, cismin de O.

Ve aradan perdeleri
kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan
şey, bu seyr ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından
ibaret.


Sevginin yanılgısı yok.


Yanlı
ş olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek.


Hangi kaynaktan geldi
ğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi.

Züleyha ki Yûsuf‘u sevdi.

İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi.

Sonra aşkın kaynağını bildi,
Yûsuf‘u değil, Yûsuf‘ta tecellâ eden nuru sevdiğini fark etti.

Yûsuf da, ki rüyasında
güne
ş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu
verilmi
şti.

Önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti.

Biri sûretten nura
yükselirken di
ğeri nurun sûrette tecellâ
etti
ğini idrak etti.

İşte bütün hikâye:
Kim düştü kuyuya..?
Yûsuf mu, Yakub mu, Züleyha mı?
Zindan kimin kaderi..?
Yûsuf‘un mu, Yakub‘un mu,Züleyhanın mı?
Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında.

Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir.

Söylenmemiş Mesnevi kalmadı yer yüzünde.

Her Yûsuf‘u Züleyha, bir öncekinin hem aynı hem başkası.

Bu nasıl mazmun diyor
ya, kalbi dipsiz derinliklerde ço
ğalan Fuzuli, Farsça Divan’ının önsözünde, yani ki Mukaddime’sinde.
Hiç kullanılmamı
ş, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem
bilinmeyen, hem kullanılmı
ş bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun
ki zincir kuvvetli olsun.
Yine aynı ayna
ve birkaç ruh
hepsinin içinde mevcûd

Züleyha‘nın acısı acının Züleyha‘sı
Bismihû.

Esirge ve bağışla.

https://i2.wp.com/img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL’A BAS SENiN OLSUN.

About rizaberkan

Elhamdülillah Rabbimiz bizi Ehl-i İslam diyarında, Müslüman olarak bunun şuuru ve bilinci dahilinde hidayet üzere bulundurmuştur.Bundan daha büyük nimet ve mutluluk yoktur bizim için. Allah bize yeter,Kulluk payesi bize yeter. Allah bizi müslümanlıkla aziz kıldı. Allah bana yeter. Aziz-ü Cebbar olan Allah'ın kulu olmam bana yeter. Ben Allah'ın kuluyum. Ben Allah'ın kuluyum. Şeref ve paye adına kendimi tanıtma için söyleyebileceğim sözlerin en büyüğünü söylüyorum.Ben Allah'ın kuluyum Elhamdülillah ben Allah'ın kuluyum. O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. "Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır..."
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s