Aşk, Sadakat, Vuslat


👁‍Aşk,

Leylâ ile Mecnun’un hikâyesini anlatan
Fersude kitapların sayfalarında kaldı…
Vuslatlar uğramıyor düşlerimize
Biz vuslatı ihanetlere feda ettik…
Gün doğumlarında tutunduğumuz ümitleri
Gün batımlarında yitirdik…

👁‍Sadakat,

Emanetleri yanlış yüreklere teslim eden
Yolunu şaşırmış bir güvercin şimdi…
Kırkikindiler yağmıyor gönül çöllerimize
Biz yağmurları bir nefeste sönen ateşlerle değiştik…
Ömürlük değil, günübirlik sevdalara
Aldanır oldu yüreklerimiz…

👁‍Vuslat,

Hudutları “keşke” ile başlayan
“ama” ile biten bir uzak diyar artık…
Biz yalancı nazarlara kanıp
Gönüllerin tefsirinde hata ettik…
Unutup sabır imbiklerinde bekleyiş damıtmayı
Vefasızlığa yenik düştük…

Seynur İnal

.:.GöNüLdEn GöNüLe.:., Genel, Kitaplar, SeVGi, SaYGı ve HüRMeTLeRiMLe... içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hüznün çocuklarıyız biz. Yüreğimiz kabuk bağlamış yaralarla.


Yusuf’u kaybettim, Kenan ilinde…

Hüznün çocuklarıyız biz. Yüreğimiz kabuk bağlamış yaralarla. Bir
dokunulup, bin ah işittiren yürekler. Acı katığımız. Umut örselenmiş
yüreğimizde sadık bir yoldaş…

Güneş en erken bize doğar, ilk ışıklarını bizimle paylaşır,geceden
yalnız bırakmamışız dostumuzu. Yüreklerimizi ısıtır, sonra da bizi geceye bırakır… Yıldızlara… Uzaklara… Derinlere… Karla kaplı yüreğimiz üşür, yalnızlıktan…

Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz!

Bir tebessüm etmişsek Güneş’e, bin defa da sessizliğinde, sensizliğinde ve gecenin eşliğinde ağlamışız. Kuyuya bırakılan Yusuf’uz…

Dudaklarımızın kenarında mütevazi bir tebessüm saklıdır.Gözyaşıyla
beslenen… Kim bilir belki umut oradan yeşeriyordur yüreklere… Sakın dokunmayın yüreğimize. Vardır her zaman hüzün gözbebeklerimizde, bir dokunulsa akıp dudaklara doğru kayacak olan bir yudum gözyaşı seli…

Kuyuya terk edilen ey Yusuf! İhanetin hançeri sürekli aynı ellerde
midir? Her zaman kardeşler mi bırakır kuyuya? Ya anneler? Ya babalar?
Onlarda bırakırlar mı evlatlarını kuyuya? Bir ömür kuyuda geçer mi
Yusuf? Sahi kervancılar ne zaman geçecek buradan?

Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz…

Yusuf! Ey Mısırın Sultanı!

Peki ya ben kimim? Neden kuyu? Benim Mısır’ım neresi? Kader garip bir bilmece midir ey Yusuf? Ne zaman çözülür bu bilmece?

Gecede neler gizlemiş sahip? Neden uykusuz geceler? Neden tatsız hayat? Neden içtiğim suyun tadı yok? Yoksa…

Yoksa bu kuyunun suyu mu?

Yusuf! Bir ömrün vebali nedir? Ödeyebilir mi bir insan bunu? Kuyudan ne zaman çıkılır Yusuf? Ellerimi uzattıkça engelim çarpıyor Yusuf? Bir küçük kuş gibi dışarı çıkmak için çırpındığımda , kafese çarptığımda , elimde sadece yorgunluk kalıyor! Yüreğim acıyor! Başım yorgunluktan dönüyor! Yorgunluğum bedenden değil ha!
Zihnin o kadar yoğun ki Yusuf?

Bu ne yaredir ki derman bulunmaz!

Sahi sen kuyuda iken neler yaptın? Kimlerle arkadaş oldun? Kimi sırdaş tuttun masum yüreğine? Nemli duvarları mı? Nasıl tutundun o kuyuda?
Kolların seni taşımaktan yorulmadı mı çıkmak için her elini
uzattığında? Umut var mıydı minnacık yüreğinde? Sahi onu nasıl sakladın kirli yüreklerden?

Yunus öldü deyu sela verirler…

Yoruldum ben Yusuf? Yaşamak var ile yok olmak arasında bir çizgi ?
Çokta önemli değil nefes alıp vermek!!! Bu bilmecenin sonu nedir Yusuf?

Üşüyorum…

Ürperiyorum…

Ya sar bedenimi bedenine…

Ya da bırak düşeyim…

Adaşım! Tut artık göğüs kafesimden…

Yoruldum, düşeceğim. Sahi düşsem de kurtulacağım, bıraksan da!

Ya tut! Ya da bırak!

Araf ta bırakma…!

Ölen beden imiş aşıklar ölmez!

Genel içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Rabbim geri çevirmez kul isterse Ve Dua bitmez kul istedikçe…


BİR KUYU

Düşmüştün ya da atılmıştın karanlık kör bir kuyuya. Gören gözün görmez olmuş, ışığa yoldaşken karanlıkla sırdaş olmuşsun. Sesin haykırmak ister, kelimelerin gırtlağını sıkar. Geçen görmez kuyuyu, gören sezmez kuyunun Yusufunu. Bütün âlem susmuştur sanki. Önce karanlıkta akmaktan utanmayan gözyaşlarının suya değen tınısı gelir kulağına. Uzun uzun dinlersin sonra konuşmak istercesine bağırırsın ona. Anlamaz derdini bu damla, duymaz seslenişini bu tını.Sonra bir ses yükselir karanlığın ürküten yalnızlığından. Titrersin bütün korkularını göz bebeklerine kiralayarak. Kuyu seni sarmak ister, sen kuyudan kurtulmak istersin. Kuyu sararsa karanlıkla nikâhlanıp ömrünü ışıksız bir zindanda geçireceksin. Bütün resimlerde tuvaline siyah düşecek, bütün kelimelerinde esmer dillenecek, bütün kapıların kara bir yalnızlığa açılacak. Çırpınırsın o kuyudan kurtulmak için. Tırnaklarını parçalasa da taşların keskin yanları, tırmanmaya çalışırsın bütün arzularınla. Tam ufku görmeye ramak kala. Kolunu koparır ötelerden uzanan bir el. Düşersin o kör kuyunun ömür çürüten karanlığına. Ve düştüğün yerde biter tüm umutların.

BİR YUSUF

İnsan zamanla nasıl da yıkılırmış. Nasıl ayaksız kalır yürüyemez, elsiz kalır tutunamazmış. Nasıl da tüketilirmiş bir bir sabırla ördüğün o yıllar. Yaralarından akan kanlar hayallerinin cesedini yıkarmış. Kefen diye kuyunun kör karanlığına sarılırmış bütün ümitlerin. Bütün güzel düşlerin azaplar kabrine gömülürmüş. Buymuş beklediğin onca zamanın sana okuyacağı dua. Buymuş çekilen onca ezanın o sonsuz sefası. Yoklukmuş bütün vuslat arzularının sonu. Varlık için hangi yola çıksan ulaştığın yer hicran karası bir hanmış. İçtiğin sabır şarabı yıllandıkça değersiz sayılırmış. Manasız kalırmış özene bezene büyüttüğün o masum duygular. Bütün pencerelere ruhunu basan hafakanların perdeleri çekilir, her ranzanın köşe başlarına umutlarının intiharı yazılırmış. Buymuş beklediğin o elin heybesinden sana düşen. Hayat anlardan ibaretmiş, anlar kaybedilen zamanlardan. Kaybetmek yazılmış kitabımın bütün sayfalarına. Yaşamayı istediğim şey bir masalmış. Masalı yalnızca çocuklar yaşarmış. Bizim hak etiğimiz şey yaşamayı istediğimiz masalın kötü kahramanı olmakmış. Alnına yazılansa Bir Kuyuda Bir Yusuf olup karanlıkta boğulmakmış.

BİR EL

Her şeyin tek sebebi. Bütün ezalarına katlanılmaya değer eşsiz mücevher. Her şeyini uğruna feda edebileceğin müstesna şaheser. Bütün güzel düşlerin yazıldığı kar beyazı tertemiz bir sayfa. Dokunduğunda yakan, bıraktığında paramparça edip bin diyara salan. Azap damlası, huzur ummanı. Vuslatı bıçak yarası, hicranı ölümün yorgansız yatağı. Bütün uykuların uyandığı en güzel rüya, bütün rüyaların gördüğü masalsı tek kahraman. Bütün gülleri kıskandıracak kadar güzel, bütün güzellikleri yansıtacak kadar mücella bir mirat. Aşkın sernamesi, gönlün hiç sönmeyen kızgın ateşi, gül yarası kan tadı huzura giden yolda aşığın son durağı. Ey! Mahkeme kurup hâkim olan, kalem kırıp, azad eden; sehpa kurup cellât olan, ipten alıp ipe salan. Uzat elini ne olur ne olur, kurtar beni bu kör kuyunun karanlığından.

VE DUA

Elde kalan tek sermayem. Bütün yıkılmış hayallerimi, tükenmiş umutlarımı sinesine saran rabbimin bu aciz kuluna ihsanı. Ellerimin semaya şahlanışı. Semanın ötesinden gelen sonsuz bir huzur. İnkârsız bir imanla vardığım kapı, dilendiğim tek avlu. Âşıkla Maşukun buluştuğu o kısa ve derin çizgi. Ve işte ellerimin rabbinden duaları:

Rabbim huzur senin gösterdiğin yoldur, beni ve bizi yolundan ayırma – Âmin
Rabbim o eşsiz güzellikte ki el senin, o elin yokluğunu bana yaşatma – Âmin
Rabbim Aşığı Maşuğundan ayrı koyup onu azap kuyusuna salma – Âmin
Rabbim bize gazabını gösterip bizi cehennemin narıyla yakma – Âmin
Rabbim her şeyim dediğim tek şeyime bir gün olsun azap kılma – Âmin
Rabbim onun hicranıyla beni sınama – Amin
Rabbim biz aciz kulların dualarını eli boş geri çevirme – Âmin
Rabbim geri çevirmez kul isterse Ve Dua bitmez kul istedikçe…

! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi, Genel, Haberler ve politika, KoMPoZiT, SeVGi, SaYGı ve HüRMeTLeRiMLe..., Seyahat, SiNeMa, YaKaRıŞLaR içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Seferiliğime hâşiye; aşktan yazılmış yazgım, yeni baştana lüzum yok…


….. / …..

Karanlık dehlizimde sırat telaşı.

Mahşeri kalabalık efgânımdaki

ı s s ı z l ı ğ ı / taşırıyor.

..

Derin bir sekînete muhtaç

p ı r / p ı r çarpan y ü r e ğ i m .

:::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Bu çok sesli hengâmede

beynim ise allak bullak.

K ö z ü m kalmadı dediğim an,

alev alev yanıyor

harlı başı dağlarımın?

:::::::::::::::::::::::

….. / …..

İşte sesim kısıldı

bu labirentte.

Birden efsunlu bir ışık

ü m i t l e r l e göğümde ışıldıyor.

Efsunlu bir ışık;

adı s e c d e ?

::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Doğruymuş,

“secdede başlıyormuş ömrün miladı”

Yani ki m î r â c ı .

Seyyareliğim öylesine

değilmiş yazgımda.

Ve tam da şimdi,

“İçimdeki Cennete Yolculuk” zamanı

::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Bir kitap var gönül elimde.

Bir kitap ki,

kendimi kaybettiğim anda

k a l b i m terennüm ediyor

röportajları.

Ruh u canımla girdabındayım

perde arkasının.

Suflöründe zorlandığım bir oyunun

başrolünde kendimin seyranıyım.

::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Tâ ki bir sual a ş k

kemendiyle sadrıma saplanana kadar;

“Sahil-i selâmeti bulduktan sonra,

ufuklara açılmaktan kim korkar”

::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Sahi kim korkar

âfakın mavi serencamından

Ki bir kız çocuğu

cennetten yadigâr bakışıyla

a n l a t ı y o r / m a s a l ı n ı

O hâlde çocuk safiyetinde

bir hayatı dilemeli,

h e c e / h e c e

aşkta dillenerek.

..

Koca bir ömrü üç güne sığdırıp

üç harfe dilimlemeli.

Payımıza düşen her daim

a ş k olsun diye.

:::::::::::::::::::::::
….. / …..

Ve a ş k olduysa

bir kez kainatta

ve de nakşolduysa bu topraklara,

u n u t u l m a m a l ı ki;

“Kubbelerin altı boş değil!”

Boş değil sesler ve sözler

Bu ulvî yolculukta ezel sırrından

mülhem yankılar boşuna değil.

Lakin, iyi çalmalı yürek

gölüne s e v d a / m a y a s ı n ı …

:::::::::::::::::::::::::

….. / …..

İçimizin en çöl sıcağında

kavrulmalı kadim b e s t e l e r .

Mademki yoldayız,

O ‘ n a çıkarmalı yolların

tüm çıkmaz sokaklarını.

Asırlık tınıların meşkinde

kavî kılmak gerek

g ö n ü l nazarını

toprağın sinesine.

K e l a m , avazesinde

ezel çığlığı taşımalı.

….

:::::::::::::::::::::::::::::
….. / …..

Hadi eğil de bir bak

s e r g ü z e ş t i n e …

Geçtiğin şehirlerde

hâlâ duruyor mu ayak izlerin

Yoksa geçip gittiğin kentler de

uçup gitmiş mi içinden!

….

::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

H a t ı r l ı y o r musun,

bir şehrin kalbi nasıl

haykırmıştı a ş k ı

Doğrudur ki, şehirler destan yazdığında

onu yalnız şairler okur.

Ve bir şehrin yüreği

n a i f t i r şairler kadar.

D u a y a adanmış melekler gibi,

ömrümüzün göğünde semavi bir tayftır

ismimize eklenen her şehir.

….

::::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Şehirlerin de râm olduğu

şehirler var ki,

c e n n e t / g ü z e l i

“Mekke, Medine ve İstanbul”

Bir ‘melek üçgeni’nde yaşıyorum ben.

diyor Sayın Ümit Meriç.

Böylece a ş k ı n düğümü

atılıyor “a ş k l a .”

Tam da burada geliyor soru.

Hançeremizde nefes olan

bir şehrimiz var mı,

cennete yolculuğumuzda

kalbimize kılavuz olan

R ü z g â r ki, ancak sevgiliye

duyurur aşkın kokusunu

:::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

H â s ı l ı ,

göle yansıyan parıltıları

görecek göz olmalı.

..

Akislerin ardındaki mânâ için

durmalı hazır olda.

Dedim ya, içim mahşeri kalabalık

Ama yoksun değilim elest sevdasından

ve yoksun bırakılmadı hiç kimse.

..

İlâhi çağrıya ‘yokum’ diyenler

yoksun kaldılar ancak.

::::::::::::::::::::::::::::::

….. / …..

Bir iksir gibi derunuma işleyen

satırlara yeniden konuşlanıyorum;

Hepimize bir takım dalgalar yollanmaktadır.

Mesele, onları toplayacak

bir alıcı istasyonunun

hassasiyetine sahip olmakta.

:::::::::::::::::::::::

….. / …..

Ah dalgalar, sinyaller, işaretler

Ve ah alışkanlıklar, ülfetler,

ö m r ü n monotonluğunda yitişler

:::::::::::::::::::::::

….. / …..

O hâlde dağıldığı yerlerden

asilce toplamalı hassas kalbimizin

cam kırıklarını

ve titizlikle tespit etmeli

odak noktasını merceğin.

Ki, a ş k ı n lâhuti hitabına

muhatap kılınmış her cenân.

Her can O’nun eseri.

Yol uzun, yolcu yorgun olsa da

::::::::::::::::::::::::
…… / …..

(Seferiliğime hâşiye;

a ş k t a n yazılmış yazgım,

yeni baştana lüzum yok.)

::::::::::::::::::::::::::

.:.GöNüLdEn GöNüLe.:., Genel, Haberler ve politika, Kitaplar, SeVGi, SaYGı ve HüRMeTLeRiMLe... içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sabah namazında şeytanın üç düğümü: ➖3-0 dan nasıl maçı 4-3 e getirirsiniz ⁉️


‼️ Sabah namazında şeytanın😈 üç düğümü:

➖3-0’dan maçı nasıl 4-3’e getirirsiniz ⁉️

* Sabah namazı en çok kaçırılan namazlardan biridir. İnsan uykusunun esiri olur, yataktan kalkamaz. Halbuki sabah namazının hazırlıkları ta akşamdan başlamalı, tedbirler yatmadan önce alınmalıdır.

* Şeytan, çok sinsi bir varlıktır. Yapacağı şeyleri, açık bir şekilde ortaya koymaz. Her şeyi sinsice, âheste âhes- te, adım adım, bir plan dahilinde yapar.

Belki de en çok kaçırılan namazdır sabah namazı. Bir türlü uyanamaz insan, sanki gözkapaklarının üzerinde tonlarca yük varmış gibi. ‘Biraz sonra uyanırım.’ diyerek vakti geçer de namazın, şeytan yapışmıştır insanın ensesine, izin vermez bir türlü uyanmasına.

Yatmadan sabah namazına kalkmaya niyet edip Allah’ım beni o güzel sabah namazına uyandır diye dua ederseniz zaten alarma bile gerek kalmadan kalkarsınız inşallah‼️

Peygamber Efendimiz (sas), bu konudaki sıkıntısını görmüş olmalı ki bakın neler emrediyor biz ümmetine: ‘Biriniz uyuyunca şeytan ensesine üç düğüm atar. Her düğümü atarken, düğüm attığı yere eliyle vurarak, ‘üzerine uzun bir gece olsun, yat’ dileğinde bulunur. İnsan uyanır ve Allah’ı zikrederse, bir düğüm çözülür, abdest alırsa ikinci düğüm çözülür ve bir de namaz kılarsa bütün düğümler çözülmüş olur. Böylece kul canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde böyle yapmazsa, habis ruhlu, içi kararmış ve uyuşuk bir halde sabaha erer.? (Buhari, Teheccüd, 12)

Büyüklerimiz, şeytanın insana gafleti, necaseti ve tembelliği sevdirmek için elinden geleni yaptığını, buna karşılık Efendimiz’in (sas) de zikirle gafleti, abdestle necaseti ve namazla da tembellik düğümlerini çözebileceğini müjdelediğini belirtirler.

Dikkat edilmesi gereken çok önemli üç husus var hadiste. Birincisi, şeytanın insana, (ister mecazi olarak kabul edin, ister gerçek) namaza kalkmaması için yatarken üç düğüm attığı. İkincisi, insan namaza kalkmak için gözünü açtığı ilk anda Allah’ı zikretmeyi unutmaması. Üçüncüsü ise insanın, canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha ermesinin hissedilmesi.

Şeytan acizdir aslında; mertçe çıkmaz insanın karşısına, sinsi planlar kurar hep. Fakat bu planlara karşı inananların da uyanık olması gerekir. Hadisin de emir buyurduğu gibi, sabah veya teheccüd vaktinde saatiniz çaldığı veya gözünüzü açtığınız ilk anda kalkın ve Kelime-i Tevhid okumayı zinhar unutmayın. Sonra hemen abdest alın ve huşu içinde namazınızı kılın. Böylece hem sabaha canlı ve hoş bir ruh haliyle ulaşın ve gününüz huzurlu geçsin hem Allah ve Rasulü’nü sevindirin hem de şeytanı da kahredin? Öyleyse var mısınız?

Şeytanın üç düğümüne karşı bizler de ona üç düğüm atalım… Haydi öyleyse bugünden başlayın?

! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi, >BiR KıSSA BiN HiSSe >, .:.GöNüLdEn GöNüLe.:., :: ALLAH (CELLE CELÂLÜH) ::, Genel, Haberler ve politika, SeVGi, SaYGı ve HüRMeTLeRiMLe... içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Abdülkadir-i Geylani Hazretleri buyurdu ki;


Abdülkadir-i Geylani Hazretleri buyurdu ki;

“Ey insan, Dikkat et, ahiretin olmasın sakın ziyan.
Dinin emirlerini yapmaya eyle gayret,
Zira dünya geçici ebedidir ahret!
Dünyayı, ahrete niçin tercih edersin.
Niçin nefsin peşinden, akılsızca gidersin.
Dünya işleri için geç kılarsın namazı.
Hatta Allah korusun, kazaya kalır bazı.
Lakin, namaz kazaya kalırsa, dünya için
Nefse esir olduğu anlaşılır, kişinin.
Halbuki Rabbimizin şöyle ki emri bize…
Sakın tabi olmayın nefsi emarenize!
Sen ise alçak nefse verdin ipin ucunu,
Yazık! Göremiyorsun bu işin sonucunu…
İyi bil ki, düşmanlık yapıyor sana nefsin,
Buna rağmen, sen hâlâ nefsinin emrindesin.
Halbuki nefsin sana esir olsaydı eğer.
Dünya ve ahrette çekmezdin acı, keder.
Ahret işlerine verseydin ehemmiyet.
Her iki dünyada da çekmezdin hiç eziyet.
Bu dünya fanidir ki bir gün biter elbette…
Sonsuz kalınacaktır ve lakin ahrette.
Eğer hırslı olursan, dünya toplamak için.
Üzüntülü karışık çetin olur her işin.
Allah emretti diye çalışır isen şayet
İşlerin kolay olup, olmaz güçlük ve zahmet.
İnsanlar, iki kısma ayrılırlar şöyle ki;

Kimi dünyayı ister, kimi de ahreti.
Yarın, ahrette dirilince insanlar
Yine, aynı şekilde ikiye ayrılırlar.
Kimisi, cennetlerde bulur sonsuz bir nimet
Kimi de, cehennemde çeker acı, eziyet!
Mahşer günü insanlar, bin sene bekletilir.
Günahkar olanlara, dayanılmaz hal gelir.
En sonunda derler ki, başlasa da bu hesap
Razıyız cehennemde çeksek de acı azap.
Bin ahiret senesi, o gün beklenecektir.
Oranın bir günü ise, bin dünya senesidir.
Lakin Allah’tan korkup günah işlemeyenler
Arşı ala altında, bu vakti geçirirler.
Çünkü onlar, rahatı terk ederek büsbütün
Dine hizmet uğrunda çalıştılar…
Uyanınız gafletten,
Yarın ecel gelince uyanırsınız zaten…
Ölüm uyandırmadan gelin ki kendinize,
o gün ki uyanmanın faydası olmaz size!
Allah’tan başkasına tutulmuşsa kalbiniz.
O hasta demektir ki tedavi ettiriniz.
Ey insanlar! Her işi yapın sırf Allah için
İhlası ancak böyle belli olur kişinin!
İbadetler bile hem yapılmazsa, ihlasla…
Yarın mahşer gününde faydası olmaz asla.
Denir ki, bu ameli kim için yaptınsa hep,
Mükaafatını dahi git ondan eyle talep.
Ey insan yazık sana Müslüman oluyorsun
Lakin ondan gayriye ibadet ediyorsun!
Hak Teala var iken, uyuyorsun nefsine,
Hep tabi oluyorsun heva ve hevesine…
Sonra sen bir darlığa düştüğünde, niçin hep
Allah varken kullardan eylersin yardım, talep…
O’nun hazinesinde ne yoktur ki, ey evlat!
O’ndan başkalarına edersin müracaat.
Kötü kimselerle olma ki hiç arkadaş
Kötülüğü sana da bulaşır yavaş yavaş.
Ey oğul nimetleri niçin şükretmiyorsun
Yoksa sen nimetleri kuldan mı biliyorsun
Her nimetin sahibi Allah’u tela dır.
Kul nimet gelmesine ancak bir vasıtadır.
Katibin elinde kalem gibi ki aynen
Ondan gelenleri de Allah’tır ihsan eden.
Teşekkür edilse de kulun iyiliğine
O Allah’a yapılmış sayılır elbet yine…”

Kalp, içinde bulunduğu çevrenin rengine, şekline ve yapısına bürünür. Maneviyatta yol almak için Allah’ın salih kulları ile beraber olup, kötülüklerden yanlışlıklardan uzaklaşılır. Kalbi hayatın muhafazası için salih ve sadıklarla beraber olmak kadar, gafil ve fasıklarla ünsiyetten şiddette sakınmak da çok önemlidir.

! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi, >BiR KıSSA BiN HiSSe >, .:.GöNüLdEn GöNüLe.:., Genel, Kitaplar, SeVGi, SaYGı ve HüRMeTLeRiMLe... içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yalnızım diye mahzun olma.. Kalabalıklar aldatıcıdır..!


Çok doğru bir analiz bunlar bazı alametleri gösteriyor ki:
Doğruyu söyleyene değil ⁉️ Yalan söyleyene inanılıyor ‼️

“Kaliteli yalnızlık, sahte kalabalıktan her zaman daha iyidir.”

Kaliteli insanlar neden yalnızdırlar biliyor musunuz? Çünkü onlar kolay kanmazlar, çabuk inanmazlar. Pahalı hediyeler ya da lüks yaşantılar onlara sökmez. Hava atan kibirlenen ya da maddi gücü ile her şeyi elde eden insanlara prim vermezler. Onları ancak kalbinizle ya da karakterinizle tavlayabilirsiniz. Bu da sabır, mücadele, uğraş, emek ve çaba gerektirir.

Kaliteli insanların prensipleri vardır. Mesela şımarık insanlara tahammül edemezler. Sahte ya da basit insanlara hayatlarında yer vermezler. Özgürlüğü severler ama sınırlarını da kendileri be- lirler. Ve kendileri gibi kaliteli olmayanları asla öteye geçirmezler.

Kaliteli insanları sevmek ve sahiplenebilmek zordur. Çünkü onlar bedenleri ile değil kalpleriyle, yaşantlarıyla değil hisleriyle sevilmek isterler. Aşkı, tanımı gibi yaşamak ve bazı şeyleri tadında bırakmak onlar için daima önceliktir. Hiç kimselere karşı çıkar ve menfaat beslemezler ve kendilerine karşı çıkar ve menfaat beslemeye çalışanları da sevmezler.

Ancak günümüzde birçok insan kolaya kaçtığı ve çıkarları için yaşamaya çalıştığı için kaliteli insanlar kendileri gibi düşünen, yaşayan, sevgiyi ve saygıyı ön planda tutan, nefsine hâkim, zoru seven ve zorunluluklarını bilen insanlarla karşılaşamıyorlar ve yalnızlığı seçiyorlar.

! ÖĞüT !! NaSiHaT !!! HaYaT DeRSLeRi, >BiR KıSSA BiN HiSSe >, Bilgisayarlar ve Internet, Eğlence, Genel, Haberler ve politika, Kitaplar, KoMPoZiT içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın